Turkuaz Sırlı Siyah El Boyama Cami ve Serviler Temalı Duvar Tabağı. Sıtkı Olçar (Sıtkı Usta, 1948 - 2010) eseri. 20. Yüzyıl Sonu -  Kütahya, Türkiye

Çini Çamuru / Seramik, Özel Sıtkı Turkuazı Sır Altı Siyah Çizim Tekniği

17 cm.


Kondisyon:10/10

Mükemmel. Sanatçının bilinçli olarak yüzeyde bıraktığı karakteristik kılcal sır çatlakları (krakle) dışında herhangi bir atık, kırık, restorasyon veya sonradan oluşmuş kusur bulunmamaktadır.


Provenance: G.Ç.


Değerlendirme notu:

UNESCO tarafından "Yaşayan İnsan Hazinesi" ödülüne layık görülen Sıtkı Olçar, klasik Kütahya çini geleneğinde devrim yaratmış en büyük Türk seramik sanatçısıdır. 1973 yılında kurduğu "Anfora" isimli atölyesinde, o döneme kadar kalıplaşmış olan İznik desenlerini kopyalamayı reddetmiş; antik Frig, Selçuklu ve Osmanlı formlarını modern bir soyutlamayla yeniden yorumlamıştır. Sıtkı Usta’yı dünya çapında üne kavuşturan en büyük imzası, formüllerini sır gibi sakladığı ve porselen/seramik dünyasında literatüre "Sıtkı Turkuazı" olarak geçen canlı, derin mavi-yeşil sır rengidir. Eserleri Paris, New York ve Tokyo gibi dünya başkentlerinde sergilenmiş olup, günümüzde çağdaş seramik sanatının en aranılan imzalarından biridir.

Eser, geleneksel Türk-İslam çini sanatının zanaat boyutundan sıyrılıp, çağdaş bir plastik sanat eserine dönüştüğü geçiş döneminin çok özel bir tanığıdır. Merkezdeki cami ve servi tasviri, klasik minyatür sanatının fırça hafifliğiyle, modern primitif (yalın) resim dilini harmanlar. Kalın siyah konturlar ve stilize edilmiş servi ağaçları, Sıtkı Usta'nın naif ama son derece güçlü grafik dilini yansıtır. Turkuaz sırın üzerindeki krakle doku, esere derinlik kazandıran sanatsal bir elementtir.

Koleksiyon değeri, son derece yüksektir.  Sıtkı Usta’nın 2010 yılında vefatından sonra kızı Nida Olçar ve atölyesi üretime devam etmektedir; ancak o parçalarda genellikle "Sıtkı II" veya farklı atölye ibareleri yer alır. Bu tabağın arkasındaki akıcı, dikey ve net "Sıtkı" yazısı, eserin bizzat Sıtkı Olçar'ın hayatta olduğu döneme ait, şahsi fırça dokunuşu olduğunu gösterir. Bu durum eserin sanatsal değerini en üst basamağa taşır.