• Küçük boy, altın rengi vintage Citizen 3220 893531 model kadın saati. Kuvars, Japonya mekanizması. Metal kayış ve metal toka.
    Kondisyon:
    Provenance:
     
  • Lot
    19 MAYIS MARŞI
    Nota kitapçığı

    19 Mayıs Marşı (Söz: Ali Ertan, Müzik: Ziya Aydıntan) nota kitapçığı

    Bursa Halkevi damgalı. 2 yaprak. 29x20cm.
    Durum: 10/10
    Kaynağı:
    Değerlendirme notu Ziya Aydıntan, gerçek adıyla Mehmet Ziyaettin Aydıntan (1904, Van - 10 Eylül 1980, İstanbul), Türkiye'de ilk sistemli gitar eğitimi çalışmalarını başlatan müzisyen ve eğitimcidir.  Türkiye'de ilk Türkçe gitar metodunu yazmış, Türkiye’nin ilk gitar orkestrasını kurmuş, gitar için ilk halk müziği düzenlemelerini yapmıştır. Ziya Aydıntan, 1904 yılında Van’da dünyaya geldi. Aydıntan müzik öğrenimine İlya İrinopules ile başlamıştır. 1924 yılında Ankara'da kurulan Musıki Muallim Mektebi’nde keman, viyola ve mandolin eğitimi almıştır. Musıki Muallim Mektebinin ilk öğrencilerinden ve ilk mezunlarından biridir. Mezun olduktan sonra müzik öğretmeni oldu. Trabzon, İstanbul ve Ankara'da çalıştı.
     
    Müzayede sona erdi
    Details
  • Institute Stenographique de France (Fransa Stenografi Enstitüsü) tarafından, 30 Temmuz 1933'de verilmiş daktilografi diploması. Enstitü başkanı, genel sekreteri, komisyon üyesi ve "Orient" delegesinin imzaları ile enstitünün damgasını taşıyor. 38 x 28 cm.
    Kondisyon:  10/10
    Provenance:
    Değerlendirme notu Stenografi, konuşmayı yazıya dökmenin ve not almanın kısa bir yöntemidir. Bu genellikle dakikada 200 kelimenin üzerinde yüksek doğrulukla yazma hızına izin veren bir stenografi makinesinde yapılır. Stenograflar, mahkeme işlemlerini, toplantıları, konferansları ve diğer sözlü olayları yazılı hale getirmek için stenografi makinelerini kullanan kişilerdir. Stenografi makinelerinin öğrenilmesi için özel bir eğitime ihtiyaç vardır. Bu makinelerde tipik bir klavyeden daha az tuş bulunur ve sözcükler belirli tuş kombinasyonlarına basılarak oluşturulur. Institut Stenograhique de France, Fransa'da stenograf yetiştiren bir kurumdur. 1920 yılında kurulmuştur. Fransızca stenografi alfabesini oluşturan Émile Duployé'nin (1833-1912) geliştirdiği Duployan metodunun eğitimini verir.
     
  • Kağıt üzerine kara kalem, iç mekan resmi. Çerçeveli. İmzalı, tarihsiz. 32 x 23 cm. (45 x 36 cm.)
    Kondisyon: 9/10
    Provenance:
    Değerlendirme notu: Nedim Günsür, 1924'te Ayvalık'ta doğdu. 1942'de girdiği Güzel Sanatlar Akademisi'nde Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun öğrencisi oldu. Öğrenciliği sırasında 10'lar Grubu'nun kurucuları arasında yer alan Günsür, 1948'de Fransız hükûmetinden aldığı bursla Paris'e gitti. André Lhote ve Fernand Léger atölyelerinde çalıştı. O zamana değin sürdürdüğü izlenimci resim anlayışını, Picasso, Léger ve Matisse'nin yanı sıra, yeni tanıdığı Afrika sanatının da etkisiyle değiştirdi, yarı soyut anlayışa yöneldi. 1952'de Türkiye’ye geri döndü. 1954-1958 yılları arasında Karadeniz Ereğlisi'nde resim öğretmenliği yaptı, daha sonra çalışmalarını bağımsız olarak İstanbul'da sürdürdü. 1961'de gerçekleştirdiği “Gökyüzü” adlı yapıtı 1963'teki 24. Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde birincilik ödülü aldı. 1972'de Milliyet Sanat dergisi tarafından “Yılın Resim Sanatçısı” seçildi. 1973'te düzenlenen Cumhuriyet'in 50. Yılı Resim-Heykel Yarışması’nda, Atatürk ve Cumhuriyet Ödülü'nü kazandı. 1950'lerde figüratif-dışavurumculuk bir anlayışla maden işçilerinin yaşamını konu alan resimler gerçekleştiren Günsür 1960'lardan sonra kent yaşamı ve sorunlarına yöneldi. ) “Tüm nesnelere sevgiyle yaklaşan ressam” olarak nitelenen ve naif özellikler de taşıyan figüratif bir anlayışla gerçekleştirdiği toplumsal içerikli yapıtlarıyla tanındı. Nedim Günsür 13 Kasım 1994'te İzmir’de öldü.
  • Theodor Espen müstear isimli salon bestecisi Johann Friedrich Theodor Gänsehals’ın “Träume am Bosporus” adını verdiği Op.32 piyano için salon bestesinin notaları. Nota baskısı, zamanının salon müziğinin tipik modeline tekabül ediyor: "çarpıcı biçimde tasarlanmış bir başlık sayfasıyla birlikte tamamen piyasaya göre uyarlanmış” bir kitapçık. Leipzig, Ernst Eulenburg (1847-1926). 34 x 25 cm. 3 yaprak.
    Kondisyon: 8/10 (sayfa kenarlarında kullanım nedeniyle kıvrılmalar)
    Provenance:
    Değerlendirme notu Almanya’nın Stolberg şehrinde doğan salon bestecisi Johann Friedrich Theodor Gänsehals (1847-1906), çok sayıda bestesinin yayınlanması için Carl Gänschals, Theodor Espen ve Elise Zerni(c)kow takma adlarını kullandı. Hayatı hakkında hemen hemen hiçbir bilgi mevcut değil. Ancak eserlerinin büyük kısmının (453 eser) Carl Gänschals adı altında F. Portius tarafından Leipzig'de yayımlandığı bilinmektedir. Ayrıca Leipzig'deki Ernst Eulenburg yayınevi tarafından da Theodor Espen takma adıyla 69 eser yayımlandı. Johann Friedrich Theodor Gänsehals, neredeyse yalnızca piyano müziği besteledi. Bu besteler kendi zamanında çok popülerdi ve muhtemelen zengin melodileri ve çalınma kolaylığı nedeniyle yaygın olarak kullanıldı. Ancak teknik açıdan iddiasız salon besteleri ve fantastik parçalar olarak değerlendirildiler. Gänsehals'ın eserleri Holde's Awakening , Christmas Cheer , Miracle Flowers veya In the Flower Grove gibi fantastik başlıklara sahiptir.
     
  • Masif cevizden, Rönesans stili Fransız av büfesi. Üzerine ayna eklenmiş. Önü 2 kapaklı ve 2 çekmecelidir. Kapaklarda yapraklarla çevrelenmiş birer çift çulluk kabartma heykeli vardır. Çekmeceler, ayna çerçevesi ve gövde geometrik ve bitkisel motiflerle ince bir şekilde elle oyulmuştur. Aynanın ve konsol gövdesinin yanlarında oyma zarif sütunlar bulunmaktadır. Konsolun tamamı topuz ayaklar üzerinde durmaktadır. 121 x 53 cm. (Aynayla birlikte yüksekliği 160 cm.)
    Kondisyon: 10/10
    Provenance:
    Değerlendirme notu 19. yüzyılın ortalarından kalma bu Fransız St. Hubert av büfesi (buffet de chasse) av kuşlarının motifleriyle zengin ve karmaşık bir şekilde oyulmuştur. Buffet de chasse, Fransız av köşklerinde bulunur ve avdan sonra o gün avlanılan hayvanları sergilemek üzere kullanılır. Genellikle üstünde iki ya da üç sunum rafı bulunur. Müzayedeye sunduğumuz parça ise bu raflar kaldırılarak ve üzerine bir ayna eklenerek konsol olarak kullanılmak üzere düzenlenmiştir. Bu büfelere adını veren Hubertus veya St. Hubert ( MS 656 - 30 Mayıs 727 ), ise MS 708'de Liège'nin ilk piskoposu olan bir Hıristiyan azizidir. Avcıların, matematikçilerin, gözlükçülerin ve metal işçilerinin koruyucu azizi olarak kabul edilir.
     
  • Ross Verlag ve Iris Verlag kartpostal şirketleri tarafından Almanya'da basılmış 8 adet film yıldızı portre kartı. Siyah-beyaz gümüş bromür baskı... Mia May,  Greta Garbo (2),  Lily Damita, Carole Toelle, Mae Murray, Vilma Banky, Gloria Swanson. 14 x 9 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance:
     
  • Lot 14
    FÜSUN SAĞLAM
    Orman

    • Füsun Sağlam, Orman
    • İmzalı
    • Tuval üzerine yağlı boya
    • 68 x 47,5 cm. (çerçeveli 86 x 67 cm.

    Kondisyon Puanı: 10/10
    Provenans: A.Ç koleksiyonu
    Değerlendirme notu:
    Füsun Sağlam (uluslararası sanat camiasında bilinen adıyla Fusun Doria Saglam), doğadaki ışık, gölge ve renk kontrastlarını işleyen, dijital teknoloji ile geleneksel resmi birleştiren ödüllü grafiker ve illüstratördür. 1953 yılında İstanbul'da doğan sanatçı, yaşamını ve sanatsal çalışmalarını uzun yıllardır Avustralya’da sürdürmektedir. Orta ve lise eğitimini İstanbul Kız Lisesi tamamladı. 1977 yılında Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu (DTGSYO) Grafik Bölümü'nden mezun oldu. Mezuniyetinin ardından Avustralya'ya giderek reklam ajanslarında grafiker ve illüstratör (çizer) olarak çalıştı. 1985 yılında Türkiye'ye dönerek sanatsal çalışmalarını tamamen resim üzerine yoğunlaştırdı. Eserlerinde çoğunlukla doğadaki ışık-gölge kontrastlarını, renkli bulutları ve soyutlanmış manzara etütlerini konu alır. Çalışmaları izleyicide bir tür ruhsal arınma ve içsel ferahlık hissi (katarsis) uyandırmayı hedefler. Uluslararası alanda 14 kişisel, 40'tan fazla karma sergiye katılmıştır. Türkiye'deki önemli sergilerinden biri, Avustralya izlenimlerini aktardığı "Bumerang" isimli resim sergisidir. Füsun Sağlam, geleneksel tuval resmini modern teknolojiyle buluşturan öncü çalışmalar yapmıştır. 2005-2006 yıllarında Sydney Macquarie Üniversitesi Bilgisayar Bölümü Sanal Gerçeklik Laboratuvarı ile ortak bir akademik projede yer aldı. Bu çalışmada, sanatçının geleneksel bir tablosu sanal gerçeklik ortamına taşınarak "Flight of Catharsis: A 3D Visualization of a Painting" (Katarsis Uçuşu: Bir Tablonun 3 Boyutlu Görselleştirilmesi) adıyla modellendi. Avustralya'da prestijli bir ödül olan Paddington Sanat Ödülü'nde (Menzies Art Brands Gallery) finalistlik başta olmak üzere pek çok yerel ve uluslararası ödüle layık görülmüştür. Eserleri dünya çapında resmi ve özel koleksiyonlarda yer almaktadır.
    Günler
    Saat
    Dakikalar
    Saniyeler
    Müzayede biter:
    Details
  • Auguste Moreau imzalı, Eros heykeli. Elinde yayıyla bir sonraki hedefini arayan kanatlı bir aşk tanrısını tasvir eder. Tabanında A. Moreau imzası ve bir plaket bulunmaktadır. Plakette "L'Art Bronze - Qualite France" yazılıdır. Bronz bir kaide üzerine yerleştirilmiştir. 29 x 9 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: G. B. koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Auguste Moreau (1834 – 1917), Dijon'da doğmuş bir Fransız heykeltıraştır. Heykeltıraş ve ressam Jean-Baptiste Moreau'nun üçüncü ve en küçük oğlu olan Auguste, ağabeyleri Hippolyte ve Mathurin ile birlikte heykel çalışmaları yapmaya başladı. Auguste Moreau, 1861'den 1913'e kadar düzenli olarak sergilere katıldı. Bronz heykellerinin konularını genellikle mitolojiden, pastoral veya alegorik sahnelerden seçti.
     
  • Thomas Stevens (1828-1888), geç Viktoryen - atlılar ve av temalı, "The Start" isimli, çerçevelenmiş  ipek dokuma resim. 1875-1888 arasında üretilmiş. Üretim yeri Coventry-İngiltere. Alt kenarda, "Woven in silk by Thomas Stevens, Inventor and Manufacturer, Coventry and London, (Registered) (Mucit ve İmalatçı Thomas Stevens, Coventry ve Londra tarafından ipekle dokunmuştur, (Tescilli)" ibaresi yer alıyor. 20 x 12 cm. (28 x 20 cm.)
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: Y. C. koleksiyonu
    Değerlendirme notu Thomas Stevens 1828 yılında Coventry yakınlarındaki Foleshill'de doğdu. Genç yaşta kurdele yapımı üzerine çalışmaya başladı. 1854 yılında kendi dokuma işini kurdu. Kısa süre içinde jakarlı dokuma tezgahlarında çok renkli resimler üretmeye başladı. İlk ürünleri (1862'den itibaren) ipek dokuma kitap ayraçlarıydı. Ayraçların ticari başarısı büyük oldu. Stevens, 15 yıl içinde 900 farklı tasarımı tescil ettirdi. 1870'lerin ortalarında, ilk resim tasarımları üzerinde çalışmaya başladı. 1879'da York Güzel Sanatlar Sergisi'nde bu tasarımlarını halka sundu. Sonraki yirmi yıl boyunca her zevke hitap edebilecek çeşitlilikte yaklaşık 200 farklı tasarım üretti. Buna ek olarak, sevgililer günü, Noel ve doğum günü kartları, okullar ve dernekler için rozetler de dahil olmak üzere her türlü üretimi denedi. Talebi karşılamak için 1878'de Londra'da bir şube açıldı. Thomas 1888'de öldü ve 1908'de iş özel bir limited şirket haline gelene kadar iki oğlu işi devraldı. Stevengraph Works, binanın Alman savaş uçaklarının Coventry saldırısı sırasında tamamen yıkıldığı 1940 yılına kadar üretime devam etti. Stevengraph resimleri açısından en üretken dönem 1879 ile 1905 yılları arasındaydı. Kraliyet ailesi, ordu, jokeyler, politikacılar, sporcular ve ileri gelenler de dahil olmak üzere birçok kategori ele alındı. İpek üzerine dokunan sahneler arasında binalar ve sergiler, tarihi ve klasik konular, avcılık, spor, gemiler, itfaiye araçları ve trenler yer alıyordu. Stevengraph'ların her biri geç Viktorya dönemini sembolize ediyordu. 1930'lara gelindiğinde Stevengraph'lar koleksiyonluk öğeler olarak görülmeye başlandı. Ancak hobinin eksantrik olduğu düşünülüyordu ve çoğunlukla kadın koleksiyoncularla sınırlıydı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Stevens fabrikasının ve tüm Stevengraph'ların kayıtlarının yok olması, erkek koleksiyoncuların bu hobiyi edinmesine neden oldu. Buna bağlı olarak Stevengraph'lar değer kazandı. Stevengraph Koleksiyoncular Derneği, 1954 yılında New York Eyaleti, Irvington-on-Hudson'da Lewis Smith ve 19. yüzyılın ikinci yarısında üretilen ipek dokumalarla ilgilenen birkaç kişi tarafından kuruldu. Grup özellikle Thomas Stevens'ın çalışmalarıyla ilgileniyordu.
     
  • Tutum Bankası saatli kumbara. 1963 öncesi... Metal kasa, 11 x 9 x 5 cm, Nacar marka saat mekanizması. Saatin kurulabilmesi için kumbaraya para atılması gerekiyor. Saatin düzgün çalışabilmesi için mekanizma devre dışı bırakılmıştır. Saat mekanizması gayet düzgün çalışmaktadır.
    Kondisyon: 8/10 (Metal dış yüzeyde yer yer küçük oksitlenmeler mevcut.)
    Değerlendirme notu: 1948 yılında kurulan bankanın, 20 Mayıs 1963 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile tasfiyesine karar verilmiştir. 4 Temmuz 1963'te tasfiye işlemleri Türkiye Emlak Bankası nezaretinde yapılmıştır. Sadece 15 yıl faaliyette kalan bir bankaya ait olduğundan çok nadir rastlanmaktadır.
     
  • Pirinç, barok, şömine saati. Zarif işlemeler, el yapımı, arka kapakta üzüm salkımları ile çevrelenmiş çift başlı kartal (bizans kartalı) oyması. Kadranda zarif çiçek işlemeleri ve Goldbühl markası yer alıyor. Alman yapımı, 1950'li yıllar. 46 x 26 x 8 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance:
    Değerlendirme notu: Sıradışı ve koleksiyonluk vintage saat tam çalışır durumda. "Goldbühl", 1949'da kurulan ve 1976'da iflas nedeniyle kapanan saatin yapımcı firması Fichter KG'nin bulunduğu Villingen'deki bir tepenin adıdır. Fichter KG bu tepenin ismini kendi ticari markası olarak belirlemiştir.
     
  • 6 Rus cloisonné mineli kaşık. 84 Zolotniki damgalı. Mikail Zorin imzalı (M3). 1889-1908 dönemi. 875 ayar gümüş üzerine altın kaplama ve çok renkli, çiçekli mine kakmalı dekoratif kaşıklar. 10 x 2 cm. 14 gr. (toplam 84 gr.)
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: M. P. koleksiyonu
    Değerlendirme notu: 84 zolotniki 875/1000 veya 875 standart gümüşe ve 88 zolotniki 916/1000 veya 916 standart gümüşe eşdeğerdir. Rus gümüşü olağanüstü kalitesiyle ünlüdür. Rus gümüşü söz konusu olduğunda, 56, 72, 84, 88, 92 ve 96 Zolotniki damgası bulunur. Ayrıca Mikail Zorin imzalı (M3) sanatçı imzası bulunuyor.
     
  • Charlie Chaplin'in bir dikey portre kartı ve yakın dostu Rus balerin Anna Pawlowa ile birlikte bir oval portre (doppelbildnisse) kartından oluşan iki limited Ross Verlag kartpostalı. 1163/2 ve  1843/1 numaralı kartlar. Bu numaralara göre basım yılları 1927-1928 14 x 9 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: F. K koleksiyonu
    Değerlendirme notu Heinrich Ross, 10 Ağustos 1870'de Avusturya-Macaristan'ın (şimdi Çek Cumhuriyeti'nin bir parçası) Rokytno'da doğdu. 1905-07 civarında Almanya'nın Berlin kentindeki Rotohot kartpostal yayıncılık şirketinde dağıtım sorumlusu olarak çalışmaya başladı. 1919'da Ross Verlag adını taşıyan kartpostal şirketini kurdu. Ross Verlag ilk olarak "Ross" Bromsilber Vertriebs GmbH (sınırlı sorumlu şirket) olarak biliniyordu; bu, temel olarak "gümüş bromür (fotoğraf kartpostal işlemi) satan Ltd. şirket" anlamına geliyordu. Başlangıçta Ross kartpostal dağıtıcısı olarak çalışıyordu, ancak kısa süre sonra yayıncı (verlag) oldu. Ross adı ilk olarak  225 numaralı kartta göründü. Daha tanıdık olan Ross Verlag logosu ilk kez 1920'lerin başında ortaya çıktı. Kartın ön yüzünde şu yazı vardı: Verlag "Ross" Berlin SW68. Verlag, yayıncılık şirketi anlamına gelen Almanca kelimedir. SW, Güneybatı anlamına gelir ve 68, Berlin'in o bölgesinin alan kodudur. Ross Verlag Yahudilerin işlettiği bir işletmeydi. Adolf Hitler ve Nasyonal Sosyalist Parti (Naziler) iktidara geldikten bir süre sonra, Heinrich Ross, Ross Verlag'ı kaybetti, Nasyonal Sosyalist Parti iktidarı şirkete el koydu ve Ross sonunda Amerika'ya taşındı. 1937 civarında, Ross Verlag firması hükümete ait Tobis Filmkunst GmbH olarak bilinen bir film şirketinin yan kuruluşu haline geldi. Ross Verlag adı savaşla ilgili propaganda kartpostallarında geçmeye başladı. Nazilerin şirketin Yahudi sahibinin adını muhafaza etmesi muhtemelen stüdyolarla görüntülerin çoğaltma haklarına ilişkin yaptıkları sözleşmeleri ve dünya çapındaki dağıtım sözleşmelerini kaybetmek istememeleri ile ilgiliydi. 1941'de ABD'nin savaşa girmesiyle birlikte isim Film Foto Verlag olarak değiştirildi. Savaş sonrasında ise Ross Verlag'ın adına bir daha rastlanmadı.
     
  • Kolçakları ve sırtlığı hazeranlı çift koltuk Ceviz, el oyması. El örmesi hazeran. 87 x 43 cm. Menşeinin İtalyan olduğu değerlendirilmektedir.
    Kondisyon: 9/10
    Provenance: Ercüment Ulay koleksiyonu
     
  • 19. yüzyıl sonu, müzik kutusu mekanizmalı, alarm fonksiyonlu masa saati. El oyması ceviz kasa, sırlı pirinç çerçeve, pirinç süslemeler, porselen kadran. Saat ustası L. Alexandre tarafından Fransa'da imal edilmiştir. Arka kapağında Fransızca kullanım kılavuzu ve garanti şartları yer alıyor. 45 x 25 x 12 cm.
    Kondisyon: 9/10
    Provenance: V. A. koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Müzayedeye sunduğumuz antika saatin arka kapağında "Horlogerie de Besançon" ibaresi yer alıyor. Besançon Fransa'nın doğusunda bulunan bir şehirdir. Besançon, Cenevreli Laurent Mégevand'ın 18. yüzyıl sonlarında şehire yerleşerek saat fabrikası kurmasıyla saat teknolojisinin merkezi haline geldi. 19. yüzyıl ortalarına gelindiğinde Fransız saatlerinin yüzde 99'u bu fabrikada üretiliyordu. İşgücünün kalitesi ve olağanüstü saatlerin üretimi , Besançon şehrini Fransız saatçiliğin başkenti haline getirdi. Yine arka kapakta, saatin müzik kutusu mekanizmasının çaldığı iki şarkının ismi bulunmaktadır: "Partons mon amour" ve" Elle pensait a autre chause"
     
  • 19. yüzyıl sonu, Viktoryen altın kaplama Lorgnette katlanır okuma gözlüğü. Lorgnette'in kulp ve kenarında minimal tasarımlı desenler bulunmaktadır. Kolay saklama için katlanır ve yan tarafındaki yaylı hareket düğmesiyle açılır. Katlandığında 10 cm. Açıldığında 15 cm. Ağırlık 20 gr.
    Kondisyon: 9/10
    Değerlendirme notu: Lorgnette gözlükler,  kulak çevresine veya buruna takılmak yerine, sapla yüzün önünde tutulacak şekilde tasarlanmış antika çerçevelerdir. İlk imalatı 1700'lü yıllara tarihlenirken, popülerleşmesi 1800'lü yıllara uzanır. Lorgnette, Fransızca yan gözle bakmak anlamına geliyor. Bazı kaynaklara bu gözlüklerin mucidi İngiliz bilim adamı George Adams'dır. Alternatif bilgiler ise küçük oğul George Adams'a işaret etmektedir. Lorgnetteler 18. yüzyılda daha çok aksesuar olarak kullanılmıştır. Modaya uymaya çalışan kadınlar Lorgnette'leri normal gözlüklere tercih etmiştir. Aralarında Windsor düşesi Wallis Simpson'un da olduğu pek çok ünlü Lorgnette koleksiyonu yapmıştır. Hatta bu koleksiyonlardan kaynaklı olarak 1950'lerde Cartier gibi önemli moda tasarımcıları lüks Lorgnette'ler üretmiştir.
     
  • Smart Set, Williams Electronic Games Inc. tarafından 1969’da üretildi. Model: 363 Limited... Üretilen 4500 makineden birisi. Norm Clark tarafından tasarlandı ve Christian Marche tarafından resimlendi. . Elektro - mekanik, tropikal temalı, 4 oyunculu tilt (pinball) makinesi. Ön panelde yer alan plakalar (kullanım kılavuzu - mode d'emploi ve jeton bilgileri içeren plakalar) Fransızca. 178 x 135 x 77 cm.
    Kondisyon: 9/10
    Değerlendirme notu: Tilt makineleri, bir topun özel olarak tasarlanmış bir masaya fırlatıldığı, burada çeşitli engellerden sektiği, yolda veya durduğunda puan kazandığı bir oyun ailesidir. Topun içinde durması halinde puan kazandıran oyuklar veya cepler vardır. Günümüzde tilt, en yaygın olarak, topun tilt makinesi olarak bilinen özel olarak tasarlanmış bir kabine ateşlendiği, tasarımına bağlı olarak çeşitli ışıklara, tamponlara, rampalara ve diğer hedeflere çarptığı bir oyundur. Oyunun amacı genel olarak top düşmeden önce bu hedefleri vurarak ve paletlerle çeşitli atışlar yaparak mümkün olduğu kadar çok puan toplamaktır. Tarihsel olarak en büyük tilt makinesi üreticileri arasında Bally Manufacturing, Gottlieb, Williams Electronics ve Stern Pinball bulunmaktadır. Tilt makinelerinin tarihi, tilt makinesinin tanımına bağlı olarak değişir, örneğin: Steven L. Kent gibi bazı araştırmacılar, tarihin 1930'larda Gottlieb'in Baffle Ball'u ve Raymond Maloney'nin Ballyhoo'sunun büyük miktarlarda üretilmesiyle başladığını iddia etmektedir. Tilt tarihçisi Roger Sharpe, kökeninin Montague Redgrave'in yaylı piston ve oyun alanı zilleri (1871) patentlerinde yattığını ileri sürer. Richard M. Bueschel'in yazdığı tilt oyunları tarihi ise, bowling oyunlarının masa versiyonlarının icat edildiği 1500'lü yıllara kadar uzanır. Ancak 1930'larda elektrifikasyonun dahil olmasıyla bildiğimiz tilt makineleri tasarımı olanaklı hale gelmiştir. Los Angeles, California'daki Pacific Amusements, 1933'te topu oyun alanının ortasındaki bir bonus delikten dışarı itmek için elektrikle çalışan bir iticiye sahip olan Contact'ı üretti. Contact'ın tasarımcısı Harry Williams, daha sonra 1944'te kendi şirketi Williams Manufacturing'i kurdu. Diğer üreticiler de benzer özelliklerle hızla aynı yolu izledi. 1930’ların başında çoğu Chicago, Illinois'de olmak üzere yaklaşık 150 şirket tilt makinesi üretiyordu. Chicago o zamandan beri tilt üretiminin merkezi oldu. Rekabet güçlüydü ve 1934'e gelindiğinde geriye yalnızca 14 şirket kaldı. İkinci Dünya Savaşı sırasında, jetonla çalışan oyunların tüm büyük üreticileri, tilt makinesi üretimini durdurdu. Williams gibi bazıları, operatörlerden eski oyunları satın aldı ve onları yenileyerek vatansever temalı hale getirdi. Savaşın sonunda, tilt makineleri yeni bir altın çağını yaşadı. Eğim algılama mekanizması ve ücretsiz oyunlarla (tekrar oynatma) ödüllendirilme gibi iyileştirmeler ortaya çıktı. 1947'de tanıtılan Gottlieb's Humpty Dumpty ile topu daha uzun süre oyunda tutmak için oyuncu kontrollü paletler tilt makinelerine eklendi. Tilt makinelerinin bir şans oyunu mu dolayısıyla kumar mı yoksa bir beceri oyunu mu olduğu hep tartışma konusu oldu. 1940'ların başından 1976'ya kadar tilt makineleri New York’ta yasaklandı. New York belediye başkanı Fiorello La Guardia, tilt makinelerinin okul öğrencilerinin harçlıklarını çaldığını iddia ederek bu yasağı savundu. La Guardia, şehir genelinde büyük baskınlarla binlerce makineyi topladı ve polisle birlikte makinelerin imhasına nezaret etti. İmha edilen makinelerin kalıntıları nehre atıldı. Yasak, Roger Sharpe'ın Nisan 1976'da Manhattan'daki bir mahkeme salonunda, heyetin önünde tam olarak neyi nasıl yapacağını anlatarak tilt oynaması ve bunun bir şans oyunu değil beceri oyunu olduğunu ifade etmesiyle sona erdi. (Sharpe yıllar sonra yaptığı bir açıklamada, kendisinin tilt oynama konusunda üst düzey beceriye sahip olduğunu belirtse de mahkeme salonundaki atışının tamamen şans eseri olduğunu kabul edecekti.) Bu tartışma çerçevesinde ABD’nin pek çok eyaletinde yasaklar gündeme geldi ve mahkeme kararları ile bu yasaklar iptal edildi. En son yasak iptali 2016 yılında gerçekleşti. Williams Manufacturing, 1943'te Stanford mezunu bir mühendis olan Harry E. Williams tarafından kuruldu. Williams başlangıçta tilt makineleri üreticisiydi. 1964 yılında Williams, müzik kutusu üreticisi Seeburg Corp. tarafından satın alındı ​​ve Williams Elektronik Üretim Bölümü olarak yeniden düzenlendi. 1973 yılında şirket, Pong klonu Paddle Ball ile jetonla çalışan atari video oyunu pazarına daldı ve sonunda Defender ve Robotron: 2084 dahil olmak üzere bir dizi video oyunu klasiği yarattı. 1974 yılında Williams Electronics, Inc. Seeburg'un yüzde yüz iştiraki olup, adı 1977'de Xcor International olarak değiştirildi. Williams Electronics, 1981'de bağımsız bir şirket olarak kuruldu. 25 Ekim 1999'da tilt bölümünü kapattı. 2013 yılında WMS, Scientific Games'in bir yan kuruluşu haline geldi. 2016 yılında WMS, Scientific Games ile birleştirildi ve 2022'de Light & Wonder adını aldı. Norm Clark (1912-2009) Moulin Rouge, Blast off/Apollo, Spanish Eyes, Travel Time, Fantastic, OXO, StratoFlite ve diğerleri gibi oyunların tasarımcısı. 1962'den 1977'ye kadar 65 oyun tasarladı.  1954'ten 1975'e kadar Williams'ta, ardından 1975'ten 1985'e kadar Bally'de tilt bölümünün başkanı olarak çalıştı. Christian Marche (1935-2008), Fransız sanatçı, teknik ressam ve ressam. 1960'lı ve 1970'li yıllarda 150'den fazla tilt makinesi resimledi. Cezayir'deki askerlik hizmetinin ardından 1964'te Chicago'ya taşındı ve Advertising Posters’de grafik tasarımcı olarak işe girdi. Bu şirkette birçok Williams, Bally ve Chicago Coin tilt makinesini (ama çoğunlukla Williams'ı) resimledi. 1970'lerin sonunda, tekrar Fransa'ya döndü ve kendini kübist tarzda resim yapmaya adadı.
     
  • İbrahim Safi'nin yeğeni Leyla Vekilli'nin davasını takip eden Avukat Kemal Körezlioğlu'na yazdığı mektuplar. 13 Aralık 1973, 24 Aralık 1973, 30 Ocak 1974 ve 19 Şubat 1974 tarihli, imzalı orjinal mektuplar. Birisi Atina'dan, diğer üçü İstanbul'dan gönderilmiş. Kağıt üzerine dolma kalem.
    Kondisyon: 9/10
    Provenance: Körezlioğlu koleksiyonu
    Değerlendirme notu: İbrahim Safi, Paris'te yaşayan gazeteci Leyla Vekilli'nin annesi Safiye Vekilli'nin (Madam Sofi) kuzenidir. Safiye hanım 16 Kasım 1973 tarihinde bir araba kazası sonucunda vefat eder. Tek varisi olan Leyla Vekilli Paris'te yaşamaktadır. Veraset işleri ve Safiye hanımın kiracı olarak oturduğu evin boşaltılması ile kayınbiraderi Ankara'lı avukat Kemal Körezlioğlu ilgilenmektedir. Ancak dönemin koşullarında Leyla Vekilli ile haberleşmek zor olduğundan o dönemde İstanbul'da bulunan İbrahim Safi, hem ev sahibi ile hem de Leyla ile iletişimi kolaylaştırmak için devreye girer. Bulunan dört mektup, bu süreçte İbrahim Safi'nin avukat Kemal Körezlioğlu'na yazdığı mektuplardır. İbrahim Safi mektuplarında Safiye hanımın evinin boşaltılması, Leyla Vekilli'nin Kemal Körezlioğlu'na göndermesi gereken vekaletname vb. konular dışında açmayı düşündüğü Atina sergisinden bahsetmekte ve aynı zamanda da Atina izlenimlerini aktarmaktadır. Atina'dan yazdığı 24 Aralık 1973 tarihli mektubunda: "Son zamanda burası 6 sene disiplinli çalışmadan sonra ... ... çok ilerlemiş, ... cihetinden Münih, Paris ve Roma gibi büyük şehirlerin şeklini almaya başlamış. Darısı bizimkilerin başına." demektedir. 30 Ocak tarihli mektubunda ise "3 1/2 asır idaremizde yaşayan Yunanlılar bizden daha iyi şehirlerine bakıyorlar. Atina olsun, Pire olsun Selanik dahil sokaklar temiz, cadde kaldırım kenarları mandalin, narinç, portakal ağaçları, dalları salkım salkım meyve." diyerek gördüklerini tasvir etmektedir. Leyla Vekilli (1932-2107), 1920 yılında Azerbeycan'dan Türkiye'ye gelen Hasanali Sultan-Bey Vekilov ile Kırım Tatarı Sophia'nın kızıdır. Hasanali Sultan-Bey Vekilov ve Sophia hanım, 1932'de Paris'e taşındılar. Leyla orada dünyaya geldi. Aile Türkiye'ye geri döndükten sonra Vekilli soyadını aldı. Leyla Vekilli, Notre Dame de Sion Lisesini bitirdikten sonra Paris Sorbonne'da sosyoloji eğitimi aldı. Kariyerine bağımsız gazeteci olarak başladı. Çok geçmeden gazeteci ve foto muhabir olarak olarak Sipa-Press'e geçti.  Filistin , Nikaragua ve Cezayir'de gazeteci olarak bulundu. Asya, Afrika ve Güney Amerika'da pek çok ülkeyi ziyaret etti. Ernesto Che Guevara'nın 1964'te Cezayir'e yaptığı ziyaret sırasında Leyla Vekilli'de orada bulunuyordu ve Che Guevara ile 3 saati aşan bir röportaj yaptı. 1962 yılında Fransa'da Nazım Hikmet ile tanıştı ve şairin Paris günlerine tanıklık etti. Nikaragua-Sandinist belgeselinin yapımcılığını üstlendi. Fransa'da Türk Film Festivali'nin kurucuları arasında yer aldı. 2017'de Bodrum Türkbükü'nde yaşama veda etti.
     
  • Gabriel Florent Auguste de Choiseul-Gouffier’nin, Voyage pittoresque de la Grèce (1782-1822) adlı eserinde yayınlanmış üç parça bakır baskı gravür. Aeolis’in sikkeleri (Médailles des Villes d'Eolide) (1809), Abydos antik kentinin yanındaki cami (Mosquée de Nagara) ve Eksamil’de (Çanakkale-Gelibolu yakınlarında) (1822), Lisimahos’un mezarı olduğu varsayılan tepe (Tombeau de Lysimaque) (1822). Kök boyayla elle renklendirilmiş. 44 x 28 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: S. E. koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Müzayedeye sunduğumuz gravürlerde adı geçen Aiolis (Eolide), Batı Anadolu'nun kabaca kuzey bölgesinin antik adıdır. Yerleşim, Gediz Nehri kuzeyinden Bakırçay güneyine uzanan bölgedir. Doğusu Yunt Dağları ve Dumanlı Dağ, batıda ise Çandarlı Körfezi ile sınırlanır. Ayrıca Midilli Adası da bölgenin sınırlarına girer. Herodotos, 12 adet Aiol kenti sayar: Kyme, Larissa, Neonteikhıs, Temnos, Killa, Notion, Aigiroessa, Pitane, Aigai, Myrina, Grynaion, Smyrna. Bu kentlerin, MÖ 1050 yılı civarında Yunanistan'dan bölgeye gelen Aioller tarafından kurulduğu söylenmektedir. Bölge coğrafi konum olarak Adramyttenos Kolpos (Edremit Körfezi) ve güneye doğru İzmir körfezine kadar uzanan sahil şeridini içine almaktadır. Aeolis’in başkenti Kyme’dir. Bu yerleşim Aelois kentlerinin en büyüğüdür. Abidos veya Abydos ise Çanakkale Boğazı'nda Nara Burnu'nun doğusunda yer alan antik kenttir. Sestos antik kenti ile karşılıklı olarak boğazın dar bir noktasına kurulmuştur. Kent, Hero ile Leandros'un hikâyesiyle bilinir. Abydos kenti, bir Miletos kolonisi olarak kurulmuştur. Antik Çağ’ın Hero ile Leandros arasındaki efsanevi aşk hikâyesi Abydos’ta geçmiştir. Efsaneye göre, Abydoslu genç Leandros karşı kıyıda yaşayan sevgilisi rahibe Hero’ya kavuşmak için boğazı yüzerek geçiyordu. Leandros rüzgârlı ve fırtınalı bir gecede meşalenin ışığı söndüğünden boğazın azgın sularına kapılıp can vermiştir. Bu sahne Abydos’un Roma İmparatorluk dönemi sikkeleri üzerinde de betimlenmiştir. Lisimahos (Lysimachus, MÖ 360 - MÖ 281) Büyük İskender döneminde Makedonya Krallığı'nda İskender'in valilerinden biri olarak görev yapmış olan Teselyalı bir general ve yöneticidir. Büyük İskender'in ölümünden 15 yıl sonra, MÖ 306'da Trakya, Anadolu ve Makedonya'da hüküm sürmeye başlamıştır. Büyük İskender ile Lisimahos arasındaki ilişkilerin betimlendiği tarihi kaynaklarda İskender'in bir sebepten ötürü Lisimahos'u cezalandırmak için, onu bir aslanın karşısına atıp kilitlediği ve Lisimahos'un bu vahşi hayvanı çıplak elleriyle öldürdüğü ifade edilmektedir. Bu olay akabinde Lisimahos, Büyük İskender'in saygısını kazanmış ve yakın koruması olmuştur. Büyük İskender’in ölümünden sonra Trakya'nın yöneticiliğine getirilmiştir. MÖ 309'da Chersonese'yi [Gelibolu Yarımadası] anakaraya bağlayan bölgede komuta konumunda antik kentini kurmuş ve Odrysses'e karşı bir siper oluşturmuştur. Ordusu ile Anadolu’ya giren I. Seleukos’un karşısına çıkan Kral Lisimahos MÖ 281’de Korupedyon Muharebesi’nde yenilmiş ve öldürülmüştür. Gravürlerin yapımcısı Kont Marie-Gabriel-Florent-Auguste de Choiseul-Gouffier (1752-1817), 1789 Fransız Devriminden önceki son İstanbul büyükelçisidir. Antik çağ arkeolojisi ve tarihine âşık olan Kont Gouffier, aralarında Fransız ressam Jean-Baptiste Hilair’in de bulunduğu bir grup sanatçı ve bilim insanıyla 1776 yılında Ege seyahatine çıkar Seyahatin amacı bir yandan antik harabelerin görünümünü çizmek öte yandan çağdaş yunanlıların yaşam biçimlerini kaydetmektir. Ayrıca bu seyahatin Ege Denizinde uzun süredir devam eden Osmanlı-Rus gerginliğine dair durumu yerinde gözlemlemek gibi bir siyasi amacı da vardı. On iki ay süren bu ilk yolculuğun meyvesi olarak 1782’de hayranlık uyandıran gravürlerle bezeli anıtsal bir eser yayınlandı. Doğu'nun büyüleyici evreni bu eserin başlıca unsuru olan görüntünün yenilikçi tekniği aracılığı ile Avrupalı okurun gözünde capcanlı olarak sergilenmiştir. Gouffier, “Voyage-Pittoresque de la Grèce (1782)” adını verdiği kitabının yayınlanmasından iki yıl sonra (1784’de) İstanbul’a büyükelçi olarak atanır ve Temmuz 1785’te İstanbul’a varır ve daha sonra büyükelçi unvanıyla Anadolu, Ege, Kıbrıs, Suriye, Filistin ve Mısır’ı kapsayan seyahatine çıkar. Hilair’in yanısıra Fransız ünlü suluboya ressamı Cassas’ı da himayesine alır. Bu gezilerin sonunda Voyage-Pittoresque de la Gréce kitabına ek olarak Voyage-Pittoresque en Syrie, de la Phoénicie, de la Palaestine, et la Basse Aegypte kitabı Cassas’ın imzasıyla yayınlanır. Büyükelçi Gouffier, Cassas’ın resimlediği Atina Akropolünü ziyaret eder ve akropolün kabartma ve heykelleri (Hilar’in betimlediği gibi) İstanbul’dan gemiye yükleterek Fransa’ya gönderir. 1789’daki Fransız Devrimine karşı çıkan Gouffier geri çağırılmasına karşın Paris’e dönmez (1792’de) Rusya’ya kaçar. 1802 yılına yani Paris’e dönene kadar II. Katerina’nın himayesinde Sanat Akademisi ve İmparatorluk Kütüphanesi’nin yöneticiliğini yapar. 1785 yılının Temmuz ayında İstanbul'a varan Comte de Gouffier Fransa hükümdarının kendisine verdiği Babıali ile ilişkin diplomatik görevle Doğu'ya ikinci seyahatini gerçekleştirmiş olur. Kendisine eşlik eden yada onun hesabına görevler üstlenen arkeolog, ressam, çizer, gökbilimci, gravürcü ve daha birçok bilimadamı ile birlikte Yunanistan'ın hem anakara hem adalar kısmında yıllarca sürecek olan son derece zahmetli bir araştırmaya koyulurlar. Gouffier bu defa büyükelçi unvanıyla Anadolu, Ege, Kıbrıs, Suriye, Filistin ve Mısır’ı kapsayan seyahatine çıkar. Hilair’in yanısıra Fransız ünlü suluboya ressamı Cassas’ı da himayesine alan Gouffier, Voyage en Syrie, de la Phoénicie, de la Palaestine, et la Basse Aegypte ve Voyage-Pittoresque de la Gréce adını verdiği kitabını yayınlar. Büyükelçi Cassas’ın resimlediği Atina Akropolünü ziyaret eder ve akropolün kabartma ve heykelleri (Hilar’in betimlendiği gibi) İstanbul’dan gemiye yükleterek Fransa’ya gönderir. 1789’daki Fransız Devrimine karşı çıkan Gouffier geri çağırılmasına karşın Paris’e dönmez (1792’de) Rusya’ya kaçar. 1802 yılına yani Paris’e dönene kadar II. Katerina’nın himayesinde Sanat Akademisi ve İmparatorluk Kütüphanesi’nin yöneticiliğini yapar. Gouffier, Fransa'ya ancak Restorasyon döneminde döner ve Eşitler Meclisi (Chambre des Pairs) üyesi olarak bakan mevkiine gelir. Evini Akropolis'teki Erechtheion tapınağı uslubunda yaptırır, "Yunan dili oteli" adlı devrim öncesi gizli örgütte başkanlık yapar ve 1809'da eserinin ikinci cildini yayınlar. 1817'de üçüncü cildin hazırlığını bitiremeden ölür. Özellikle Truva yöresi ile ilgili topoğrafya, tarihî anıtlar, buluntular, yazıtlar ve sikkelere ayrılmış olan üçüncü cilt, tamamen Barbié du Bocage ve Letronne'un editörlüğünden geçerek 1822 yılında yayınlanır. Osmanlı İmparatorluğunun başkentinde kaldığı süre içinde Choiseul-Gouffier bir yandan gezilerinde yaptığı eskiz ve desenleri tamamlayacak mimar, arkeolog, çizer, edebiyatçılardan meydana gelen koca bir ekip kurmuş, öte yandan ise özellikle Atina ve etrafındaki geniş çevreden büyük sayıda arkeolojik eserin elde edilmesi, paketlenmesi ve taşınması için sayısız seferler düzenlemişti. Zengin arkeolojik koleksiyonu Louvre müzesi ve özel koleksiyonculara satıldı. Çağdaş araştırmacılar tarafından kişiliği pek tartışılan Choiseul-Gouffier bir yandan antik yunan görkeminin büyük bir hayranıdır, öte yandan siyasi kariyeri süresince Babıali ile Fransa ve öteki siyasal güçler arasındaki dengenin sağlanabilmesi uğruna gitgide çağdaş Yunanlıların sert bir eleştirmeni konumuna gelir. Bu tavrı yapıtının 1842 yılında ölümünden sonra yapılan yeni baskısında da ortaya çıkar. Yeni baskının başlığı Voyage pittoresque dans l’empire Ottoman, en Grèce diye değiştirilir.
     
  • Meşe taban üzerine oturtulmuş ve meşe kapaklı, şaryolu, QWERTY klavyeli, yuvarlak siyah tuşlu daktilo. Hammond Daktilo Şirketi tarafından ABD'de, 1900 yılında üretilmiştir. No: 2 olarak adlandırılır ve kendisinden önceki modellerden klavyenin alt tarafında yer alan uzun boşluk tuşuyla farklılaşır. 36 x 35 x 18 cm.
    Kondisyon: 8/10 (faal)
    Provenance: E.U. koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Hammond No. 2 Daktilo 1893'de James Bartlett Hammond tarafından geliştirildi. No:2'nin 1900 yılında üretilen son versiyonudur ve 1893'te geliştirilen modele boşluk çubuğunun eklenmesiyle bilinir. Daktilonun öncülerinden biri olarak kabul edilen ve öğretmen, gazeteci ve mucit olan James Bartlett Hammond, 1880 yılında The Hammond Typewriter Company'yi kurdu ve şirket, daktilo üretiminin yanı sıra daktilo ile kullanılmak üzere tasarlanmış masalar da üretti. Hammond daktilolar önce sadece Hammond'a özgü olan  kavisli klavye ile üretildi. Fakat daha sonra kavisli klavye yerini aşamalı olarak  standart  klavyeye terketti. Rakiplerinden farklı olarak Hammond No. 2 daktilo, daktilonun farklı yazı tiplerini kullanmasına olanak tanıyan değiştirilebilir bir şaryoya sahiptir: geleneksel tip, el yazısı tipi, Latin alfabesi olmayan alfabeler veya matematiksel semboller. Zira oldukça ilginç bir öyküsü olan ilk Osmanlıca daktilo da Hammond şirketi tarafından üretilmiştir. Bu öyküyü okumak için: https://www.milliyet.com.tr/yerel-haberler/mersin/ilk-osmanlica-daktilonun-filmleri-aratmayan-oykusu-12151945
  • 1950’lerde üretildiği tahmin edilen menevişli gümüş sigara kutusu. 835 ayar gümüş, 168 gr. İç kısmında Celal Bayar’ın imzası oyulmuştur. Yapan usta adına PV inisiyali mevcut İçindeki küçük gümüş menevişli çubuk, sigara muhafazası olarak tasarlanmıştır. Yaylı düğme mekanizması ile kapanır. 12,5 x 8 x 1 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance:
    Değerlendirme notu Kutunun Celal Bayar tarafından mı kullanıldığı, yoksa imzalanarak birisine mi hediye edildiği tespit edilememiştir.
     
  • Cilalı pirinç kaplama. Ayaklı dekoratif taban. Çift ampul. Pirinç gölgelik, kaz boynu gövde, ışığı yönlendirmek için gövdede ve gölgelikte iki ayrı ayarlanabilir bağlantı noktası. Açma, kapama için makaralı anahtar. Faal, 46 x 35,5 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance:İ. K. koleksiyonu
    Değerlendirme notu: İngiliz pirinç banker lambasının patenti, 1929 yılında alındı. Yeşil cam gölgelikli Amerikan versiyonundan farklı olarak İngiliz versiyonu, masif pirinç gölgeliğe sahipti.
     
  • İmzalı, kağıt üzerine kara Kalem, 16.9.1999 tarihli, Ölçüler??
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: Bigalı aile koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Şeref Bigalı İlk ve ortaöğrenimini İzmir’de tamamladı. 1944 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümüne girdi. Burada altı yıl Cemal Tollu Atölyesinde öğrenim gördü. 1950 yılında akademiden mezun olarak Afyon ve İzmir Karşıyaka’da resim öğretmenliği yaptı. 1959-78 tarihleri arasında İzmir Eğitim Enstitüsünde çalıştı. Resim-İş Bölümünün kuruluşunda görev aldı. 1962 yılında Paris’e giderek Ressam Henri Goetz Atölyesine devam etti. Elliye yakın kişisel sergi açtı. Çok sayıda eseri, müzelerde, yurt içi ve yurt dışı özel koleksiyonlarda yer almaktadır. Adına Ankara’da Şeref Bigalı Sanat Galerisi açılan ressam, ayrıca 1986 yılında Devlet Resim Büyük Ödülü, daha sonra ise Türkiye İş Bankası Büyük Resim Ödülünü kazandı. 1976 yılında ilk baskısı yapılan Resim Sanatı adlı kapsamlı kitabı, plastik sanatlar alanında ülkemizde yayımlanan önemli çalışmalardan biri oldu. Biga’da (Çanakkale) toprağa verildi.
     
  • 1910'da Metallwerke Otto Scharlach firması tarafından üretilmiş karpit lambası. Nikelajlı, hazneler teneke levhalardan, bazı aksamlar ise cilalanmış pirinçten. Ürün no: 22 87 x 180 cm.
    Kondisyon: 8/10
    Değerlendirme notu: Metallwerke Otto Scharlach Almanya'nın Nürnberg kentinde faaliyet gösteren bir şirketti. Motorlu taşıtlar ve bisikletler için her türlü lambanın yanı sıra gaz jeneratörleri, akü kutuları ve dinamolar üretti. 1950'lere kadar varlığını sürdürdü. Karpit lambası veya asetilen gaz lambası, kalsiyum karbürün (CaC2) su (H2O) ile reaksiyonu sonucu oluşan asetileni (C2H2) üreten ve yakan basit bir lambadır. Bu lambalar binaları aydınlatmak için, deniz fenerlerinde, motorlu araçlarda ve bisikletlerde far olarak kullanıldı. Şapkaya takılan veya elde taşınabilir karpit lambaları, yirminci yüzyılın başlarında madencilikte yaygın olarak kullanılıyordu. 1892'de Thomas Wilson tarafından geliştirilen Karpit lambasının patenti, 1895'te Union Carbide tarafından satın alındı. Asetilen gazıyla ev aydınlatması 1894'te, bisiklet lambaları ise 1896'dan itibaren kullanılmaya başlandı. Amerika Birleşik Devletleri'nde geliştirilen ilk karpit bisiklet lambasının patenti 28 Ağustos 1900'de Frederick Baldwin tarafından New York'ta alındı. Karpit lambalarının kullanımına yönelik icatlar ve iyileştirmeler onlarca yıl devam etti. 1932 yılında 54 madencinin ölümüne neden olan Moweaqua Kömür Madeni kazasına karpit lambalarının açık alevlerinin neden olduğu anlaşıldığı için ABD kömür madenlerinde bu tarihten itibaren kullanımı azaldı. Ancak diğer ülkelerin kömür ocaklarında uzun yıllar kullanılmaya devam edildi. Ülkemizde ise bütün diğer kullanımları yanında geceleri açık havada satış yapılan tezgahlarda ve gece çıkılan balık avlarında uzun yıllar kullanıldı. "Gecenin ortasında, bembeyaz dolaşıyorsunuz. Aksaray’da, bulvarın köşesindeki karpuz sergisinde, korkusundan ürperen karpit lambasını üfleyebilirsiniz. üflersiniz ve karpit lambası sönmez: çünkü onun, böyle her geçene bitiverecekmiş hissini veren fakat asla bitmeyen, yürek bayıltıcı bir türküsü vardır. " Attilâ İlhan, Sokaktaki Adam "Bulutlar tedirgin, kadınlar güzel.../Gecemi sen ışıt karpit lambası/Gelmiş geçmiş aşkların saçağından." Turgut Uyar, Karpit Lambası, Büyük Saat. "Sırtımı verdiğim elektrik direğine bir tekme... Kendimi köprü üstünde buldum. İndim köprü altına, oturdum bir kenara. Önümde karpit lambası yanan pırıl pırıl bir sandal, kenarda ispirto içen bir ihtiyar, onun yanında bir uykusuz, benim yanımda hayal gibi dikilmiş perişan, zayıf bir çocuk." Sait Faik Abasıyanık, Son Kuşlar.
     
  • Viktoryen tarzda kübik marküterili, Avusturya yapımı tuvalet masası ve komodinleri. Tasarım 1880-1890 dönemine aittir. Masif ceviz arpa büküm destekli üçlü boy aynası ve orijinal bronz kulplu marküterili üç çekmece, bronz kulplu iki kapaklı dolap, bronz giydirmeler. Komodinler, aynı marküteri ile süslenmiş, bronz kulplu ve giydirmeli, bir kapaklı dolap, bir çekmece ve biri kapaklı olmak üzere iki raftan oluşmaktadır. En yüksek standartlarda üretilmiştir. Malzemelerin, tasarımın ve işçiliğin kalitesi açıkça görülmektedir 120 x 80 x 50 cm. (Tuvalet masası.) 97 cm. (Ayna yüksekliği.) 122 x 42 x 35 cm. (Komodinler.)
    Kondisyon: 10/10
     
  • Şadırvan, kağıt üzerine sulu boya, Osmanlıca imzalı, 36 x 27 cm. (57 x 48 cm. ), 1928. İmzaya ilave olarak Osmanlıca harflerle 1928 - 3 Temmuz Salı tarihi ve Üsküdar-Çinili Camii notu kaydedilmiş.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: G.B. Koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Osman Asaf (Bora) (1868-1938) Saraybosna’da doğdu, 20’li yaşlarında Sanayi-i Nefise Mektebi’ne kaydoldu. İlk öğrencileri arasında bulunduğu Sanay-i Nefise’den mezun olan sanatçı, Osmanlı’daki ilk sanatçı topluluğu olan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin kurucuları arasında bulundu. Cemiyetin yayın organı olan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti mecmuasının sorumlu müdürlüğünü üstlendi. Savaşın yaşandığı dönemde, Balıkesir, Bandırma’da Belediye Başkanlığı yaptı. Cumhuriyet döneminde Numune-i Terakki Mektebi’nden başlayarak birçok rüştiye ve lisede resim öğretmenliği yapan sanatçı, 1932 yılında Pertevniyal Lisesi’nden emekliye ayrıldı. Osman Asaf, ölümüne yakın çıkarılan soyadı kanunu gereği Bora soyadını aldı. 1935 yılının Kasım ayında, Kadıköy Kızıltoprak’taki evinde vefat etti. Osman Asaf Bora’nın resimlerinde konularının çıkış kaynağı doğadır. Manzaralarını açık havada gözlemleyerek resmetmektedir. Bu bakımdan, Hoca Ali Rıza kuşağının tarihsel ve kırsal doğayı betimleme eğilimine Osman Asaf’ın da kendine özgü renk zenginliği ile katıldığı söylenebilir. İstanbul’un doğasından yapmış olduğu manzaralar, Osman Asaf’ın en önemli yapıtlarını oluşturmaktadır. Sanatçı İstanbul semtlerini, eski konakları, ağaçlı yolları, kayalıkları titiz bir tasvir duygusuyla saptamıştır. Genellikle çalışmalarında figüre çok az yer verir. Sınırsız bir boşluk içinde uzayıp giden doğa kadar cami, türbe, çeşme, harabe, köprü, konak, kız kulesi gibi mimari yapılara da resimlerinde yer verir. Yağlıboya tekniğini erken dönemde çalıştığı eserlerinde daha çok tercih etmiştir. Sağlık sorunları sebebi ile daha sonraki eserlerinde suyla karıştırılan ve kokusu yağlıboya kadar yoğun olmayan guaj ve suluboya tekniğinde çalışmalar yapmıştır. Uyguladığı teknikler her biri kendi içinde ayrı bir değer taşımakla birlikte suluboya tekniğinde yapmış olduğu eserlerle farklı bir yetkinlik gösterir.
     
  • "Laterne Einheits mit Zubehör." II. Dünya Savaşı döneminde Alman Ordusunun kullandığı askeri aydınlatma ünitesi. Haki metal kutusunun içerisinde karpit lamba, gaz lambası, ışık filtrelemek için renkli cam plakalar, mum vs. ile birlikte... 35,5 x 21,5 x 13,5 cm. 5,8 kg. ağırlığında.
    Kondisyon: 8/10 (kutu üzerinde ve iç malzemelerde düşük yoğunlukta paslanma)
    Provenance: F.B.
     
  • İki adet Collignon tarzı katlanabilir sandalye - koltuk. ABD menşeili... Masif ceviz. Çiçek desenli goblen döşeme kumaş. 92 x 46 cm.
    Kondisyon: 9/10
    Değerlendirme notu: Collignon Sandalye - Koltuk Fabrikası, Nicholas Collignon tarafından 1857 yılında ABD- New Jersey'de kuruldu. Fabrika yönetimi 19. yüzyıl sonuna kadar aile içinde el değiştirdi. Ancak imalat 1904 yılındaki büyük yangında fabrikanın yanmasıyla son buldu. Müzayedye sunduğumuz Collignon çift koltuk ABD'den getirildiği halde imalat tarihi bilinmemektedir.
  • Gümüş üzerine mine işlemeli, taşlı, el oyması süslemeleri ile boynuzdan mamül avcı bıçağı formunda mektup açacağı. Çok nadir. Sapının bir yüzünde Rus İmparatorluğunun sembolü olan çift başlı kartal, diğer yüzünde 1894-1917 arasında hüküm süren Rus çarı II. Nikolay'ın (1868-1918) rölyefi bulunuyor. Üzerindeki figürler itibariyle 20. yüzyıl başına tarihlenebilir. Fabergé ve 84 zolotniki gümüş damgası taşıyor. Kını olmadan 39 gram, kınıyla birlikte 74 gram ağırlığında. Uzunluk, 16 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance:
    Değerlendirme notu: II. Nikolay ya da Nikolay Aleksandroviç Romanov, Romanov hanedanına mensup tüm Rusya İmparatoru, Polonya Çarı ve Finlandiya Büyük Prensi (1 Kasım 1894-15 Mart 1917), Albay (1892), buna ek olarak, İngiliz Filo Amirali (10 Haziran 1908) ve İngiliz Ordusu Saha Mareşali (31 Aralık 1915) idi. Saltanatı başladığında Rus İmparatorluğu, dünyanın önde gelen büyük güçlerinden biriydi ancak kısa süre içerisinde ekonomik ve askeri çöküşe geçti. Bir yandan kurduğu baskı ortamı, diğer yandan askeri yenilgiler, 1905 devrimini getirdi. Anayasal rejime geçme sözünü ise tutmadı. 1916-17 kışına gelindiğinde Çar karşıtı muhalefet Duma'yı aşarak halk ayaklanmasına dönüştü. Sosyalist devrimciler ve sosyal demokratlar tarafından örgütlenen Petrograd halkı ayaklandı. Nikolay, 8 Mart 1917'de Petrograd'da (Saint Petersburg) başlayan ayaklanmanın ardından kentin komutanına sert önlemler almasını emrederek düzeni sağlamak üzere destek birlikleri gönderdi. Ancak, olayların önünün alınamaması sonucunda Nikolay, ordunun da desteğini alan Duma'nın çağrısına uyarak 15 Mart 1917'de Pskov'da kardeşi Mihail lehine tahttan çekildi. Ancak Mihail'in tacı reddetmesiyle Romanovların saltanatı ile birlikte Rusya'da bin yıllık monarşi yönetimi de son buldu. Çarların, kralların ve soylu zenginlerin mücevhercisi olarak tanınan Fabergé alilesi, aslen Fransız Huguenot soyundan olup, 1685 yılında Fransa'dan Almanya'ya göç etmiş, bir süre burada yaşadıktan sonra, 1800'de Rusya'nın St. Petersburg kentine göç ederek Rus vatandaşlığına geçmiştir. 1842 yılında St. Petersburg'ta mücevher dükkanı açmış olan baba Gustav Fabergé, 1814 yılında doğmuştur. Oğlu Carl Fabergé, 1846 yılında dünyava gelmiştir. Almanya'da eğitimini tamamladıktan sonra St. Petersburg'a geri dönmüş ve dönemin en iyi usta sanatçılarının yanında bir süre çalışmıştır. Bu arada Roma, Venedik, Floransa, Londra, Paris, Dresden, Münih ve Berlin'e seyahat etmiş, buralardaki koleksiyonları incelemiştir. C. Fabergé, 1870 yılında babasının kurmuş olduğu atölyeye katılmış, çeşitli yeniliklere öncülük ederek firmayı geliştirmiş ye bugün dünyaca ünlü olan Fabergé firmasının kurucusu olmuştur. C. Fabergé, hiçbir objeyi tezgahın başına oturup üretmemiştir. Kendine bağlı birçok atölye ve sanatçıya tasarımlarını ve fikirlerini aktaran, üretimin her aşamasını kontrol eden, yönetici bir kişiliğe sahip C. Fabergé'nin efsanevi düşüncelerinin gerçekleşmesine 500'ü aşkın bir sanatçı topluluğu eşlik etmiştir. Firmada üretilmiş hiçbir objede tekrara ve seri üretime rastlanmaz. Her parçanın kendine özgü ayrı bir özelliği vardır. Bazı parçalarda Oryantal, özellikle Japon sanatının etkisi gözlemlenir. Romanov hanedanı ve II. Nikolay ile güçlü ilişkiler kuran Fabergé ailesi, Sovyet devrimi sonrasında ülkeyi terketti. C. Fabergé'nin oğulları Eugene ve Alexander Fabergé, 1920'lerin başında Paris'e yerleştikten sonra l924'te Andrea Marchetti ye Guerrieri ile birlikte "Fabergé & Cie, Paris" firmasını kurdular. Bu firma, daha önceki çalışmalara benzeyen ürünler piyasaya çıkarmakla birlikte, nitelik ve estetik açısından daha önceki ürünlerin düzeyine ulaşamamıştır. Firma hala Paris'te etkinliğini sürdürmektedir. Ancak. Fabergé ailesiyle hiçbir ilişkisi kalmamıştır.
     
  • Zalim Çaycı, tuval üzeri yağlı boya, 2010 tarihli, imzalı. 80 x 85 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: S. P. koleksiyonu
    Değerlendirme notu Fatih Urunç, iki yıl Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nde öğrenim gördükten sonra ayrıldı. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü'nden mezun oldu. İskoçya'da kabul edildiği yüksek lisans programını yarıda bırakıp Türkiye'ye döndü. İlk kişisel sergisini Ankara'da 1991 yılında Milli Piyango Sanat Galerisi'nde açtı. 12 yıl Ankara'da kendi atölyesinde resim çalışmalarına devam etti. Yaşamı boyunca 100'den fazla sergi açtı. Urunç 7 Ağustos 2012'de kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Urunç’un resimleri imgeler, motifler, tekrarlanan tiplemeler ve çağrışımsal olduğu düşünülen sözcükleriyle son derece özgün ve yaratıcıdır. Figürleri genellikle deformasyona uğramış ve kompozisyonları ise naif ve sadedir. Bu özellikler, Urunç resimlerini resim sanatı açısından yenilikçi kılmıştır. Gündelik yaşamı ve duyarlılıklarını neredeyse bir çocuk saflığıyla resimlerine aktaran Urunç, her şeyin ötesinde “farklıdır”.
     
  • Miss Pardoe, The Beauties of the Bosphorus; Illustrated in a Series of Views of Constantinople and its Environs; from Original Drawings by W. H. Bartlet. "Miss Pardoe-Boğaziçinin güzellikleri; Konstantinopolis ve Çevresine ait W. H. Bartlet'in Orijinal Çizimlerinden Bir Dizi Manzara ile resimlendirilmiş." Virtue and Co., London, 1838. 164 s., 80 levha gravür. 27 x 21,5 cm, Üstü varak baskılı ve baskı motifli dekoratif bez cildinde. Bütün sayfaları altın varaklı. Cilt, usta mücellit eliyle restore edilmiştir.
    Kondisyon: 9/10
    Provenance: Y. C.
    Değerlendirme notu: Miss Julia Pardoe (1806-1862), Osmanlı İmparatorluğu'nda yüzeyde görünenin altına inerek, özellikle kadınların gündelik yaşamını anlatan ilk kadındır. Yazmaya on dört yaşındayken şiirle başladı. Yazdığı romanlar çok beğenildi. Anılarını ve gezi notlarını yayımladı. Geçirdiği bir hastalık sonucu, güney ülkelerine yolculuklar yapmak zorunda kaldı. İlk gezisini Portekiz’e yapan yazar, bu ülkeyle ilgili gözlemlerini "Traits and Traditions of Portugal" (Portekiz’in Destanları ve Gelenekleri) adlı kitabında topladı. Miss Pardoe, 1835 yılında İstanbul’a geldi. Gerçek amacı Yunanistan, Türkiye ve Mısır’ı görmekti. Ancak, İstanbul’a gelince şehrin büyüsüne kapılarak dokuz ay boyunca İstanbul’da kaldı. Sultan II.Mahmud’un başta olduğu bu dönemde Boğaziçi’ni, halkın eğlence yerlerini, İstanbul'un anıtlarını ve çarşılarını dolaştı, bayram ve Saray’ın düğün alaylarına katıldı,davetlere katıldı. Ayrıca, Bursa ve Uludağ'a gitti. Bütün bu yaşadıklarını ve gözlemlerini büyük bir tarafsızlıkla yazıya döktü. Özellikle Batı’da var olan Osmanlı ile ilgili yanlış ve olumsuz kanıları, haksız önyargıları silmeye katkısı büyüktür. Kitabın gravürlerini çizen William Bartlett (1809-1854) ünlü İngiliz gravür sanatçısıdır. John Britton’un yanında ustalaşmıştır. Bartlett, J. Pardoe’nin kitabını resimlemek için 1835’te İstanbul’a geldi. Hazırladığı 87 gravür İstanbul’un o yıllardaki görünümünü aksettirmesi bakımından bugün birer belge durumundadır. Çeliğe hakkederek basılmış bu gravürler değişik hakkaklar tarafından işlendiğinden kaliteleri farklıdır. Ayrıca hakkaklar gravürleri zaman zaman orijinallerinden değişik biçimde işlemişlerdir. Bartlett’in büyük bir ustalıkla çizdiği resimler ve Miss Pardoe’nin metinlerini birleştiren "The Beauties of the Bosphorus", gravürlü İstanbul kitapları arasında ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Kitap dönemin veziri Mustafa Reşit Paşa'ya ithaf edilmiştir.
  • Collignon tarzı katlanabilir çift koltuk - sandalye. Masif ceviz. ABD menşeili. Döşemeleri yenilenmiş. 92 x 46 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Değerlendirme notu: Değerlendirme notu: Collignon Sandalye - Koltuk Fabrikası, Nicholas Collignon tarafından 1857 yılında ABD- New Jersey'de kuruldu. Fabrika yönetimi 19. yüzyıl sonuna kadar aile içinde el değiştirdi. Ancak imalat 1904 yılındaki büyük yangında fabrikanın yanmasıyla son buldu. Müzayedye sunduğumuz Collignon çift koltuk ABD'den getirildiği halde imalat tarihi bilinmemektedir.  
  • Damasken işlemeli, 6 panelli, altın emniyet zincirli ve altın kaplama bilezik. Toledo/İspanya üretimi… 18 x 1,3 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: S.P. koleksiyonu
    Değerlendirme notu: "Damasken" karmaşık desenler üretmek için farklı metalleri -tipik olarak, koyu oksitlenmiş çelik bir zemin üzerine altın veya gümüş- kakma yoluyla oluşturulan bir el sanatıdır. Eski Mısırlılar, Yunanlılar ve Romalıların damascen benzeri tasarımlara sahip eşyalar ürettikleri bilinmektedir. Suriye'nin Şam kentindeki zanaatkârlar, 2000 yıl önce bu süreci yüksek bir sanat formuna dönüştürdükleri için yöntem "Damasken" adını almıştır. Bu metal işleme tekniği 8. yüzyılda Şam'dan "İpek Yolu" aracılığıyla Japonya'ya taşındı. Japon sanatçılar daha sonra kendi tasarımlarını yapmaya başladılar. Aynı dönemde Emeviler İspanya'yı fethetmiş ve bu zanaatı da beraberlerinde getirmişlerdi. İlginç olan, Damasken'in hem Japonya hem de İspanya'da gelişmesi ve Orta Doğu'da kaybolmasıdır.
     
  • Thomas Allom (1804 - 1872), Constantinople and the Scenery of the Seven Churches of Asia Minor (1838) "İstanbul-ve Küçük Asya'nın Yedi Kilisesi'nden Görünümler (1838)". Londra: Fisher, Son & Co., tarihli değil ancak 1838 tarihli, birinci baskı. İki cilt. Başlıkları yaldızlı ve sırtında süslemeler bulunan yarı deri dönem cildi. Dört geniş yükseltilmiş yaldızlı bant, tüm sayfa kenarları altın yaldızlı. Cilt I, ilk bölüm, işlenmiş başlık sayfası, 36 sayfa önsöz bir harita, kırk beş levha ve 84 sayfadan oluşmaktadır. Cilt II, ilk bölüm, işlenmiş başlık sayfası, bir harita, kırk beş levha ve 100 sayfadan oluşmaktadır. 28 x 22 cm. İkinci cildi, usta mücellit eliyle restore edilmiştir.
    Kondisyon: 8/10 (Sırt İyi durumda, yaldızlı başlıklar ve sırtta dört geniş yükseltilmiş şeritli dekorasyon, çok hafif aşınmış.)
    Provenance: Y. C.  koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Thomas Allom (d. 13 Mart 1804 - ö. 21 Ekim 1872), İngiliz mimar ve ressam. Royal Institute of British Architects'in kurucu üyesidir. Aralarında Notting Hill'deki St Peter's Kilisesi ve Ladbroke Estate'in bazı kısımlarının olduğu, Londra'daki pek çok yapıyı tasarlamıştır. Sir Charles Barry ile birlikte Westminster Sarayı gibi pek çok projede yer almıştır. 1827-1871 arasında Royal Academy’de projelerini sergileyen Allom, Britanya Mimarlar Enstitüsü’nün (Royal Institute of British Architects, RIBA) kurucularındandır. Thomas Allom, Avrupa’nın çeşitli ülkelerini resimledi. 1834-1836 arasında mimarlık bilgi ve görgüsünü artırmak amacıyla uzun bir yolculuğa çıktı. Bu yolculuk kapsamında, II. Mahmud döneminde İstanbul’dan başlayıp Anadolu, Suriye ve Filistin’i gezdiği, buralarda resimler yaptığı bilinmektedir. Taslak halinde çizilen bu resimler, İngiliz hakkâkları tarafından çelik üzerine işlenerek gravür olarak Robert Walsh’ın yazdığı bir metin ile birlikte yayımlanmıştır. XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin bazı yerlerini dolaşan ve bu arada İstanbul’da uzunca bir süre kalan ressam pek çok desen yapmış ve bunlar çelik gravür olarak ünlü İngiliz hakkâkları tarafından işlenip İstanbul’da İngiliz elçiliği rahibi Robert Walsh’ın kaleme aldığı açıklamalı bir metinle birlikte Constantinople and the Scenery of the Seven Churches of Asia Minor (İstanbul ve Küçük Asya’nın yedi kilisesinden görünümler) adıyla iki cilt halinde Londra’da yayımlanmıştır (1838). Aynı gravürler L. Galibert ile C. Pellé’nin hazırladıkları açıklama metniyle üç cilt halinde Constantinople ancienne et moderne, comprenant aussi les Sept Eglises de l’Asie Mineure adı altında Paris’te yayınlanmış, metinlerde farklar olmakla beraber resimler aynı klişeler kullanılarak basılmıştır. Bu kitaplardaki resimler arasında Allom’un İstanbul’dan başka Bursa, Manisa, Bergama, Efes, Pamukkale ve Güzelhisar’la ilgili gravürleri de yer alır. Allom gördüklerini en güzel, en canlı şekilleriyle ve ayrıntılarına önem vererek tasvir etmeye çalışan bir sanatkârdır. Bazı gravürleri arasındaki işleniş ve üslûp farkı, ressamın yerinde çizdiği orijinal resimlerin, bu yerleri hiç görmemiş ve şaşılacak derecede çok sayıda hakkâk tarafından işlenmesinden dolayı olduğu düşünülmektedir. Kitabın içindeki resimlerin hepsi Allom’un değildir; bunlardan tamamen uydurma olduğu hissini veren Silivri Kalesi gravürü F. Hervé adlı bir ressama aittir. Aynı şekilde Rumeli ve bilhassa Arnavutluk’u tasvir eden gravürler de başka ressamlarındır. Fotoğrafın henüz bulunmadığı bir dönemde, Osmanlı Devleti’nin başşehri İstanbul’u ve buradaki hayatı zarif bir üslûpla Batı’ya tanıtan Allom’un gravürlerinin birçoğu bugün birer belge niteliğindedir.
  • Güllerle çevrelenmiş, kabaşon kesim yeşil turmalin taşlı yüzük. 925 ayar gümüş, 6 gram. Hamilton & Co.-Calcutta üretimi, orijinal kutusu ile birlikte.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance:M. P. koleksiyonu
    Değerlendirme notu Hamilton & Co., 1808 yılında İngiliz vatandaşı Robert Hamilton'ın Kalküta'ya taşınması ve Doğu Hindistan şirketinin lisansı altında mağazasını açmasıyla kuruldu. Üç yıl sonra Robert Hamilton, Old Court House caddesinde bir dükkan açan ilk İngiliz gümüşçü oldu ve işletme 1973'te kapanana kadar orada kaldı. Henry ve James Glazbrook 1811'de işletmeye katıldı ve Bombay, Delhi ve Shimla'da yeni şubeler açıldı. Firma hızla büyüdü ve atölyesinde ülkenin en iyi zanaatkârlarını istihdam etti. Markanın zarif çizgilere ve dekorasyonlara sahip cilalı gümüş ürünleri, Hint aristokrasisinin yanı sıra Avrupalılarında ilgisini çekti. Kısa süre sonra firma, Avrupa’da Tiffany veya Cartier kadar dikkate alınan bir markaya dönüştü. 1817'de Robert Hamilton şirkete olan ilgisini kaybetti ancak yeni ortaklar sayesinde işler devam etti. Hindistan'ın 1947'deki bağımsızlığından sonra işletme 26 yıl daha ayakta kaldı ve 1973'te kesin olarak kapandı.
     
  • 20+1 tuşlu Alman yapımı, hexagonal Anglo Concertina. Floral süslemeli, tutacakları deri... 20 x 17 cm.
    Kondisyon: 9/10 (ahşap kısmında çizikler var ancak tuşları faal, körüğü sağlam ve çalınabilir durumda.)
    Provenance: F. K koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Akordeon gibi körüklü bir müzik cihazıdır. Her iki ucunda da düğmeler bulunur. Bu alete basıldığında, akordeonun aksine, düğmeler körükle aynı yönde hareket eder. Concertina ilk olarak Almanya ve İngiltere'de geliştirildi. Alman versiyonu 1834'te Carl Friedrich Uhlig tarafından, İngiliz versiyonu ise 1829'da Sir Charles Wheatstone tarafından icat edilmiştir. Bu müzik aletinin Almanya ve İngiltere'de eş zamanlı olarak gelişmesi nedeniyle türleri genel olarak Alman, Anglo-Alman ve İngiliz olarak ayrılmıştır. Alman concertina, Anglo veya İngiliz akordeonundan daha büyüktür ve altıgen yerine kare şeklindedir. Anglo concertina, Anglo-Alman olarak da anılır. Temel olarak Alman ve İngiliz akordeonları arasında bir melezdir. Düğme düzenleri genellikle orijinal 20 düğmeli Alman akordeonuyla aynıdır. Alman akordeonunun geliştirilmesinden birkaç yıl sonra, oldukça düşük fiyatı ve kullanım kolaylığı nedeniyle İrlanda, Kuzey Amerika ve İngiltere'de popüler hale gelmiştir. İngiliz concertina ise körük çekilse de itilse de, her düğmenin aynı türde nota üretmesi ile kromatik bir gam çalar ve tekdüzedir. Enstrüman, Alman akordeonundan daha küçüktür ve genellikle altıgendir.
     
  • Midas of Toledo of Spain stili. 24K sarı altın ve 18K yeşil altından yapılmış, kuş ve çiçek motifli çarpıcı bir Damasken tasarımı. Cam içine yerleştirilmiş ve çerçevelenmiştir. 8 x 8 cm. (16,5 x 16,5 cm.)
    Kondisyon: 9/10 (çerçevede çok küçük çizikler)
    Provenance: S.P koleksiyonu
    Değerlendirme notu Damasken sanatı yüzyıllardır farklı uygarlıklar tarafından bilinse de Suriye’nin Şam kentindeki zanaatkârlar, 2000 yıl önce bu süreci yüksek bir sanat formuna dönüştürdükleri için yöntem “damasken” adını almıştır. Toledo, İspanya, 16 yüzyılda Kraliyet silah fabrikası olarak kurulan fabrika yanında yüzlerce atölyesi ile Damasken endüstrisinin Avrupa başkentidir. Geleneksel olarak Damasken tasarımları iki farklı desen türüne odaklanır. Kuşlar ve çiçekler içeren Rönesans motifleri ya da Arabesk ve geometrik tasarımlar. Damasken sanatı,, karmaşık desenler üretmek için farklı metalleri (tipik olarak koyu oksitlenmiş çelik bir arka plan üzerine altın veya gümüş) birbirine yerleştirme sanatıdır. Çelik, bazı kimyasal işlemlerden geçirilerek gözenekli hale getirilir. Bu, altın levha ve ipliğin keski ve çekiçle zemin üzerine sabitlenmesi için gereklidir. Daha sonra üretilen nesne 800 Santigrat derece sıcaklıkta kostik soda çözeltisi ve potasyum nitrat içerisine sokularak, demirin siyahlaşması ve altının daha fazla parlaması sağlanır.
     
  • Leningrad Lomonosov Porselen Fabrikası (LFZ - Leningradski Farforovyi Zavod imeni M.V. Lomonosova) tarafından üretilmiş 1960-1991 arasında üretilmiş pasta tabağı ve 1991-2002 arasında üretilmiş aynı desende fincan ve fincan tabağından oluşan üçlü set. Her parçanın alt kısmında Lomonosov işareti bulunuyor. Fincan ve tabağının altında "Made in Russia" yazısı bulunuyor. Bu damga fincan ve tabağının Sovyet dönemi sonrasında ancak fabrika henüz yeniden yapılandırılmadan, yani 1991-2002 arasında üretildiğini ifade ediyor. Pasta tabağı ise Sovyet döneminde, 1960 sonrasında üretilmiş. Pasta tabağının altında "ВНЕ ГР" ibaresi yer almakta. Bu ibare "Grup dışı" olarak Türkçeye çevrilebilir. Sovyet döneminde, Lomonosov'un ürettiği ürünler, işletmenin fiyatlandırma politikası tarafından belirlenen 1'den 15'e kadar gruplara ayrılmaktadır. Grup dışı ifadesi 1960 sonrasında, bu grupların dışında olan yani sanatsal parametrelerle değerlendirilmesi gereken en üst sınıf ürünler için kullanılmaya başlanmıştır. Ayrıca yine Sovyet döneminde Lomonosov porselenlerinin altında bulunan damgada birinci sınıf porselen için kırmızı, ikinci için mavi ve üçüncü için yeşil renk kullanılmıştır. Ürünler Kırmızı damgalıdır. 7,5 x 6,5 cm. (Fincan) 12 cm. (küçük tabak) 15 cm. (büyük tabak)
    Kondisyon: 10/10
    Provenance:
    Değerlendirme notu: 1744 yılında kurulan ve uzun yıllar boyunca Rusya İmparatorluğu sarayı ve soylular için yüksek kaliteli porselen ürünlen üreten Imperial Porcelain (IPM), 1905 devrimi sonrasında  Ticaret ve Sanayi Bakanlığı'na bağlandı, ancak bu bakanlık fabrikaya en ufak bir ilgi göstermedi. Çalışanların, yıkılmaya yüz tutan dekoratif porselen üretiminin teşvik edilmesi için yardım talepleri cevapsız bırakıldı. İşçilerin sürekli seferber edilmesi ve hammadde eksikliği nedeniyle porselen üretimi bile fiilen durdu. 1917'de Sovyet devrimi gerçekleştikten hemen sonra Mart 1918'de Narkompos (Halk Eğitim Komiserliği) fabrikayı devraldı ve ona para ve yakıt sağladı. Çalışanlar sadece Rus dekoratif porseleninin en iyi geleneklerini korumakla kalmayıp, eski İmparatorluk Fabrikasını "içerikte devrimci, formda mükemmel ve teknik uygulamada kusursuz" ve "kelimenin en yüksek anlamında ajitasyon porseleninin" yapılacağı "tüm Cumhuriyet için dikkate değer bir seramik test laboratuarı" haline getirme emri aldılar. Halk Eğitimi Komiseri Anatoli Lunatsharski yazılarında bu dönüşümü, "Gürleyen devrimin devasa mücadelesinin porselen gibi kırılgan ve dahası yabancı bir değeri kırması beklenirdi ama bu olmadı" diye ifade ediyordu .  İmparatorluk Porselen Fabrikası, Bolşevik rejim tarafından "Devlet Porselen Fabrikası" (GFZ - Gossudarstvennyi Farforovyi Zavod) olarak yeniden adlandırıldı. 1917 ile 1925 yılları arasında fabrikaya bağlı bir seramik okulu kuruldu, yeniden eğitim kursları başlatıldı ve dekorasyon atölyesinin bir yan kuruluşu, eskiden Baron Stieglitz'e ait olan sanat okulunda çalışmaya başladı. Uzun bir aradan sonra porselen yeniden yerli hammaddelerden yapılmaya başlandı ve seramik renkleri de evde üretildi. Fabrikanın müdürü Pyotr Friken'di. Devrimci sendika komitesinin tavsiyesi üzerine işçiler tarafından fabrika müdürü seçilmiş olan Friken yetenekleri ve enerjisi ile en olumsuz dönemlerde bile üretimin devam etmesini sağladı. En önemli ve aynı zamanda en zor görev, dekoratif porselenin tüm ulusu kapsayacak biçimde nasıl  tasarlanacağıydı. İlk dönemde ajitatif kitle sanatının eşi benzeri görülmemiş yükselişinde, Alexandre Block'un deyimiyle "devrimin müziği" ortaya çıktı. Porselen, devrimci propagandanın yayılmasında önemli bir araç haline geldi ve "zamanın atmosferini mükemmel bir sanatsal biçimde koruyan" bir belgeye dönüştü. Tabaklar, çanaklar ve fincanlar, meydanlardaki ve sokaklardaki posterlerde ve duvar resimlerinde görülebilen aynı özdeyişler, aforizmalar ve sözlerle donatıldı. Porselen, saray iç mekanlarının sınırlarını kırdı ve devrimin sesiyle konuşmaya başladı. Artık dekorasyon motifleri, telefon telleriyle çevrili ağır askeri botlar giyen köylüler, zaferden emin bir şekilde karada yürüyen Baltık denizcileri, tüfeklerinin dipçikleriyle çarın ermin pelerinine vuran kızıl ordu askerleri - devrimin tarih sahnesine çağırdığı tüm kahramanlar tarafından sağlanıyordu. Geniş halk kitleleri tarafından beğenilen bu poselenler, üretimin sanatsal yönünün yöneticiliğine atanan Sergei Hekhonin'le birlikte, Sovyet sanatının sembolik değerini yücelten, hem renkleri hem de grafik tasarımlarıyla hassas süslemelerle bezenmiş porselenler üretilmeye başlandı. Fabrika 1925 yılında, Rus Bilim Akademisi'nin 200. yıldönümü vesilesiyle, akademinin kurucusu Mikhail Lomonosov'un adını aldı. 1925'ten başlayarak Lomonosov Porselen Fabrikası, zengin kültürel gelenekleri ve eğitimli iş gücüyle, sosyalist günlük yaşamla uyumlu bir sanat tarzının tarzın temelini oluşturmaya başladı. 1931 yılında ilk sanat laboratuvarı kuruldu ve bir yıl sonra Leningrad Sanatçılar Birliği'nden seçilen Nikolai Suyetin müdür oldu. Leningrad Lomonosov Porselen Fabrikası (LFZ - Leningradski Farforovyi Zavod imeni M.V. Lomonosova), koleksiyonluk hayvan figürleri ve yemek takımları da dahil olmak üzere pek çok ürün üretti. Bünyesinde kurduğu sanat okullarını da seferber ederek, teknik ve estetiğin birleştirildiği, tüm dünya tarafından kalitesi kabul edilen ürünleri yanında pek çok porselen sanatçısı da yetiştirdi. Sovyetler Birliğinin dağılması sonrasında varlığını sürdürmek, müze koleksiyonunu korumak ve porselen yapım sanatındaki sürekliliği ve gelenekleri korumak için işletmeyi bir anonim şirkete, "Lomonosov Porselen Fabrikası"na dönüştürüldü. Fabrikanın 2000 çalışanı bu yeni işletmenin kurucu üyeleri oldu. 1993 yılında bu yolla özelleştirilen fabrika, başta ABD ve Japonya olmak üzere Lomonosov mallarına aşina olmayan ülkelere geniş çaplı ihracata başladı. 29 Mayıs 2005 tarihinde, Lomonosov Porselen Fabrikası hissedarları Sovyet öncesi isimleri olan İmparatorluk Porselen Fabrikası'na geri dönme kararı aldı. Sovyet sonrası ilk ihracat arka damgası kırmızı bir LFZ monogramı ve kırmızı renkte "Made in Russia" damgasıydı. 2002'den sonra, kırmızı veya mavi LFZ monogramı ile birlikte "El Dekorlu, 1744, St. Petersburg, Rusya" ibaresini içeren yeni bir ihracat arka damgası ortaya çıktı. 2005 sonrasında ise çift başlı imparatorluk kartalı ile birlikte "Imperial Porcelain, 1744, St. Petersburg" damgası kullanılmaya başlandı.
     
  • Lomonosov-Imperial Porselen çay fincanı ve tabağı. "Unutma beni" isimli desen... Rus akıtma mavisi ve 22 ayar altınla elde boyanmış balık ağı desen. Üretim tarihi 2005 yılı olarak tahmin ediliyor. Fincan ve tabağı, Lomonosov fabrikasının 2005'ten sonra kullanmaya başladığı (SSCB öncesi) çift başlı imparatorluk kartalı ve "Imperial Porcelain, 1744, St. Petersburg - Made in Russia" damgasını taşıyor... 9 x 7,5 cm. (fincan) 15 cm. (tabak)
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: S.P koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Rus İmparatoru Büyük Petro, 1718’de Saksonya’ya yaptığı ziyaret sırasında Dresden sarayında Meissen porselenlerini gördü ve bu tarihten itibaren Rusya’da gerçek porselen yapımı için arayışlar başladı. 1744’te Saksonya’da eğitim almış olan yetenekli bir maden mühendisi olan Dmitry Ivanovich Vinogradov, Büyük Petro'nun kızı İmparatoriçe Elizabeth'in emriyle "yerli ticarete ve yerli sanata hizmet etmek" amacıyla ilk porselen fabrikasını kurdu. Fabrika uzun bir süre boyunca neredeyse sadece iktidardaki Romanov ailesi ve Rus İmparatorluk sarayı için üretim yaptı. Genellikle sofra takımları ve 1780'lerden itibaren Rus köylüleri ve Rus İmparatorluğu'ndaki etnik azınlıkların figürleri temel unsurlar oldu. Neoklasik tarzın gelişiyle birlikte fabrika, büyük ve süslü vazolarıyla tanındı. 1765 yılında fabrikanın adı İmparatorluk Porselen Fabrikası (IPM) olarak değiştirildi. IPM uzun yıllar boyunca imparatorluk sarayı için üretim yaptığından kalitesini hep korudu. Fransız ve Alman porselen ustaları ve ressamlarını Rusya’ya davet ederek ürünlerini çeşitlendirdi, üretim araçlarını çağın ilerlemelerine uygun olarak sürekli yeniledi. Ancak hiç bir zaman karlı bir kuruluş olmadı. Bu 'yararsız ve kârsız' kuruluşun kapatılması fikri 1881 yılında ortaya çıktı. Daha sonra bu fikir IPM'nin İmparatorluk Sanat Akademisi'ne devredilmesine dönüştü, ancak hükümdarlığı yeni geçmiş olan Alexander III, IPM'nin "İmparatorluk" adını onurlu bir şekilde taşıyabilmesi ve tüm özel porselen fabrikası sahipleri için bir standart oluşturabilmesi amacıyla IPM için mümkün olan en iyi koşulların yaratılmasını (teknolojik ve sanatsal açıdan) emretti. IPM, 20. yüzyılın başlarında Avrupa'nın önde gelen porselen fabrikalarından biri haline geldi. IPM porseleni olağanüstü kalitesiyle ünlüydü. Güncel ekipmanlarla en kaliteli malzemelerden yapılan hamurdan üretiliyordu. Bu hamur, üretimde kullanılmadan önce 10 yıl boyunca mahzenlerde saklanıyordu. 1917'de Rus monarşisinin kaldırılmasıyla İmparatorluk Porselen Fabrikası, Bolşevik rejimi tarafından "Devlet Porselen Fabrikası" (GFZ - Gossudarstvennyi Farforovyi Zavod) olarak yeniden adlandırıldı. 1925 yılında ise, Rus Bilim Akademisi'nin 200. yıldönümü vesilesiyle, akademinin kurucusu Mikhail Lomonosov'un adını aldı. Leningrad Lomonosov Porselen Fabrikası (LFZ - Leningradski Farforovyi Zavod imeni M.V. Lomonosova) olarak tanındı. Yeni adıyla Lomonosov fabrikası, koleksiyonluk hayvan figürleri ve yemek takımları da dahil olmak üzere bir dizi ürün üretti. En bilinen deseni olan kobalt ağ deseni ilk olarak 1949 yılında ortaya çıkmıştır. Tasarım, ülkemizde de Baltacı hikayesiyle bilinen Büyük Katerina'nın porselen yemek takımlarına dökülen yükseltilmiş çizgiler üzerine boyanmış mavi bir ağ desenine dayanmaktadır. Bu tasarım, kobalt mavisinin kesişen çizgileri ile ters çevrilmiş kobalt mavisi gözyaşı damlaları (mineral kobalttan yapılmıştır) ve 22 ayar altın aksanların bir kombinasyonudur. Sovyet dönemi boyunca, LFZ olarak anılan fabrika, bünyesinde kurduğu sanat okullarını da seferber ederek, teknik ve estetiğin birleştirildiği, tüm dünya tarafından kalitesi kabul edilen ürünler üretmeye devam etti. Lomonozov fabrikasının iki yüzyılı aşan tarihi, Rusya’nın tarihiyle iç içedir. Fabrika Sovyetler birliğinin dağılması sonrasında, yüklendiği Rus İmparatorluğunun ve Sovyetler Birliği mirası ve endüstri ve sanatın olağanüstü sentezini ifade eden zengin tarihi ile varlığını sürdürmek, müze koleksiyonunu korumak ve porselen yapım sanatındaki sürekliliği ve gelenekleri korumak için bir anonim şirkete, "Lomonosov Porselen Fabrikası"na dönüştürüldü. Fabrikanın 2000 çalışanı bu yeni işletmenin ilk kurucu üyeleri oldu. 1993 yılında bu yolla özelleştirilen fabrika, başta ABD ve Japonya olmak üzere Lomonosov mallarına aşina olmayan ülkelere geniş çaplı ihracata başladı. 29 Mayıs 2005 tarihinde, Lomonosov Porselen Fabrikası hissedarları Sovyet öncesi isimleri olan İmparatorluk Porselen Fabrikası'na geri dönme kararı aldı. Sovyet sonrası ilk ihracat arka damgası kırmızı bir LFZ monogramı ve kırmızı renkte "Made in Russia" damgasıydı. 2002'den sonra, kırmızı veya mavi LFZ monogramı ile birlikte "Hand Decorated, 1744, St. Petersburg, Russia" ibaresini içeren yeni bir ihracat arka damgası ortaya çıktı. 2005 sonrasında ise çift başlı imparatorluk kartalı ile birlikte "Imperial Porcelain, 1744, St. Petersburg" damgası kullanılmaya başlandı. Müzayedeye sunduğumuz fincan takımının tasarımı, sanatçı Anna Yatskevich'in 1949 yılında yarattığı tasarımın aynısıdır. Damgası ise 2005 yılı sonrasında kullanılma başlanan ise çift başlı imparatorluk kartalı ile birlikte "Imperial Porcelain, 1744, St. Petersburg" damgasıdır.
     
  • Ahşap, derin oyma çiçek ve yaprak desenleri ile süslenmiş, kündekari dönem kapısı. Osmanlı, 173 x 90 cm.
    Kondisyon: (8/10)
    Provenance: S. G. koleksiyonu
    Kündekari kelimesinin kökeni Osmanlıcadan gelmektedir. Kavramak ve anlamak anlamına gelir. Süsleme sanatı olan kündekari, küçük boyutlu geometrik parçaların birbirine geçmesiyle yapılan süsleme tekniğidir. Kündekari yapımı, beşgen, sekizgen, yıldız gibi geometrik şekillerde kesilmiş küçük ahşap parçaların herhangi bir yapıştırıcı veya vida kullanılmadan basitçe iç içe geçirilmesiyle yapılır ve bunun sonucunda düzgün yüzeyler elde edilir. Kündekari sayesinde ahşap levhalarda nem ve ısı değişiminden kaynaklanan eğilme, bükülme ve çarpılmaların önüne geçilir.
  • Aqueduc de l'Empereur Justinien, a quatre lieues de Constantinople - İstanbul'a 16 km mesafedeki (*) İmparator Jüstinyen (Mağlova) Su Kemeri (**)
    • Sanatçı: Antoine Ignace Melling (***)
    • Termin (gravürcü): Duparc
    • Voyage pittoresque de Constantinople et des rives du Bosphore d'après les dessins de M. Melling ... (1809-1819) (****)
    • Bakır baskı, 515 x 727 mm. (*****)
    • Kağıt türü: Ağır
    • Kondisyonu iyi. Sayfa katının alt kısmındaki 6.5 cm'lik kesik onarılmıştır.
    (*) Lig (lieues) bir kişinin bir saat içinde yürüyebileceği mesafe birimidir. Fransa'da 1812'den 1840'a kadar yani Melling'in kitabı hazırladığı dönemde metrik lig (lieue) kullanıldı. 1 metrik lieue tam olarak 4000 m veya 4 km. idi. Türkçe algı bakımından daha kolay görünen "dört fersah" ifadesini kullanmayı tercih etmiyoruz. Osmanlı denizcilik literatüründe 1 fersah 3 deniz miline yani yaklaşık olarak 5.556 metreye eşittir. Fersahın 12.000 adıma veya 1 saatlik yola denk geldiği kabul edilir. Bir Arap fersahı ~5,76 km, bir Fars fersahı ise 6,23 km'dir. (**) Melling, eserini "Jüstinyen Su Kemeri" olarak adlandırırken, Batılı seyyah ve tarihçilerin tipik klişelerine sadakat gösteriyor. Kitabın metin kısmında "bu asil Bizans yapısının tabiatın güzelliklerine duyarlı (olup) sanatın şaheserlerine ilgi göstermeyen Türkler tarafından ihmal edildiği" belirtiliyor. Böylece Mağlova Kemeri'nin (Türkçe kaynaklarda geçen adıyla) Doğu Roma İmparatoru Jüstinyen (d. yak. 482 - ö. 14 Kasım 565) tarafından inşa edildiği ifade ediliyor. Oysa kemerin Mimar Sinan tarafından yapıldığı yazılı kaynaklarca teyit edilmektedir. Evliya Çelebi'ye göre Kanunî Sultan Süleyman, İstanbul’un su ihtiyacını Belgrad ormanlarından karşılamak üzere Mimar Sinan'ı görevlendiriyor. Sinan, projenin tamamlanması için "yol boyunca altın  keselerinin uç uca dizilmesi gerekeceğini" arz ediyor. Fırtına ve seller yüzünden yıkılan Mağlova Kemeri'ni de kapsayan proje, 6 yılda (1560 yılında) tamamlanırken, harcama büyüklüğü 50.057.207 akçeye ulaşıyor. (***) "Boğaz manzaralarını konu edinen bütün Batılı ressamlar içerisinde görmenin ve seyretmenin zevklerini bana en çok tattıranı ve bana en inandırıcı geleni Melling'dir" (Orhan Pamuk: İstanbul Hatıralar ve Şehir). Melling'in "inandırıcılığı" üzerine pek çok Osmanlı tarihçisi hemfikirdir. Örneğin "harem" gravürünün bugüne kadar resmedilmiş en iyi tasvir olduğu düşünülmektedir. (****) Melling, İstanbul resimlerini (gravürlerini) çoğaltmak üzere 1809 yılında atölye kurar. Fasikül serisi olarak basılan gravürler abonelere gönderilir. Bunların sonuncusu 1819’da basılır. Türkiye'de en iyi baskılar Koç ailesinin koleksiyonunda tutulmaktadır. (*****) Kitabın büyük boy ilk baskısında (1809) çift sayfa gravürler 65 x 100 cm ebadındadır. Açık artırmaya sunduğumuz baskı, büyük boy baskının bir alt ebadındadır.
  • Milas Kapısı'nın (Baltalı Kapı) Detayları (Détails de la porte à Mylasa) gravürü (1782)... Gabriel Florent Auguste Choiseul-Gouffier’nin Voyage pittoresque de la Grèce, Paris, J.-J. Blaise (1782) adlı eserinden çıkmadır. Bakır baskı, 45 x 32 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: S. A. E. koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Baltalı Kapı, Antik Mylasa Kenti'nin giriş kapısı ve günümüzde Milas'ın kuzey kapısıdır. Esentepe'nin batısında, Hacıapdi Mahallesi sınırları içinde yer alır.  5 x 12 metre genişliğindedir. Adını kilit taşı üzerinde bulunan ve antik çağlarda "Labrys" adı verilen çift yüzlü balta figüründen almıştır. MÖ 1. yüzyılın sonunda yapılmıştır. Milas’a su taşımak amacıyla yapılmış su kemerleriyle iç içe olan Baltalı Kapı, antik dönemden günümüze ulaşabilen en önemli kalıntılardan biri olarak kabul edilir.  Kapı kemerini başlıkları bir sıra palmet ve bir sıra yivle süslü iki paye taşımaktadır. Kemerin üstündeki saçaklık yıkılmıştır.
     
  • Beyaz bir entegre taban üzerinde yükselen bir çift ördek. Almanya, Goebel üretimi, damgalı, 1979-1991 aralığı. Model no 4246, ürün no 38 246 77. 29 x 26,5 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: S.P. koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Goebel firması 30 Ocak 1871'de Franz Detleff ve William Goebel tarafından kuruldu. Firmanın ilk porselen fabrikası Coburg yakınlarında 1878'de faaliyete geçti. Firma lüks sofra eşyaları yanında, hayvan figürleri ve çocuk figürleri üretmeye başladı. Bu lüks ürünler hem Kaiser dönemi Almanya'sında hem de ABD'de satıldı.  1920'lerden itibaren firmanın ürünleri koleksiyonerler tarafından toplanmaya başladı. Goebel'in figürin serileri arasında en bilineni kuşkusuz Hummel figürinleridir; Franz Goebel, Bavyeralı rahibe Maria Innocentia Hummel ile işbirliği yaparak onun pastoral, melek gibi çocuk resimlerinin küçük seramiklerini yaratmıştır. Üretimine 1935 yılında başlanan bu figürler, Goebel'in lüks porselen pazarında lider bir rakip olarak sağlamlaşmasına yardımcı oldu. Savaş sonrası dönemde Goebel, Hummel figürlerinin popülerliği sayesinde yıldızlaştı. Bu başarı, Goebel'in  1950 yılında Walt Disney ile Bambi ve orman arkadaşlarının porselen figürlerini satma hakkı konusunda bir ortaklık kurmasını sağladı. Bu ortaklık Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Alice Harikalar Diyarında, 101 Dalmaçyalı ve Disney'in kendi maskotu Mickey Mouse gibi diğer ikonik Disney karakterlerini de kapsayacak şekilde genişledi. Hayvan figürleri üretimi de devam etti. Çeşitli hayvan serileri ile pek çok hayvan figürü yaratmış olsa da, en geniş serilerinden bazıları kuş ve köpek serileri oldu.
     
  • El oyması ve kabartma ağaç ve güneş desenleri ile bezeli, 19. yüzyıl ahşap Ege kapısı. 178x88 cm.
    Kondisyon: (8/10)
    Provenance: S. G. koleksiyonu
       
     
  • Orta ve üst bölümünde derin oyma, siyaha boyanmış güneş figürü, dört yanında dikdörtgen simetrik paneller olan, dış çerçevesi siyaha boyanmış,  19. yüzyıl sonu, Osmanlı, el oyması ahşap kapı. ölçüler***
    Kondisyon: 8/10
    Provenance: S. Güven koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Kapının 1200 rakımda konuşlu Kayseri Talas bölgesine ait olduğu düşünülmektedir.
  • Gabriel Florent Auguste de Choiseul-Gouffier’nin, Voyage pittoresque de la Grèce (1782-1822) adlı eserinde basılmış üç mimari gravür. Persepolis yakınlarındaki Naxi Rustan gömütü, lahit çizimleri (Tombeau de Naxi-Rustan près des ruines de Persépolis). Çizimlerin Corneille Le Bruyn’dan alındığı belirtilmektedir. 45 x 31 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance:
    Değerlendirme notu Flaman gezgin ve sanatçı Corneille de Bruyn (1652-1727) Hag şehrinden yola çıkıp 1674'den 1693'e kadar süren uzun bir gezi güzergâhında Anadolu'yu, daha sonra da 1701-1708 yılları arasında İran'ı gezdikten sonra Moskova üzerinden doğu Hindistan'a kadar vardı. İlk gezisinden sonra yayınladığı resimli kitap, dünyada renkli gravürlerin yer aldığı ilk kitap oldu. Yüzlerce resimle donattığı vakayinameleri en güzel gezi kitapları arasında yer alıyor. Gezilerinin "esas amacı" olarak saydığı resimlerin eskizlerini kendisi yapıp bunlara eşlik eden yazıların da redaksiyonunda emek vermişti. Yapıtlarının içerdiği resimlerin çokluğu, yanında Bruyn, Mısır piramitlerinin iç kesimlerinden görüntüler, Suriye'deki Palmira ve İran'daki Persepolis şehirlerinden görüntüler ve günlük yaşamdan anlar veren ilk batılı gezgindir. Persepolis, Pers İmparatorluğu'nun  başkentiydi . Alan, İran'ın Fars eyaletinin Şiraz şehrinin yaklaşık 75  km kuzeybatısında, Kuh-e Rahmat dağının eteklerinde, Marvdasht ovasında yer almaktadır. Bu alan yüzyıllar boyunca Batılı gezginler tarafından defalarca ziyaret edildi, ancak  17. yüzyıla kadar Pers  İmparatorluğunun başkentinin kalıntıları olduğu doğrulanamadı. Persepolis 1979'dan bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor .
     
  • 916 ayar gümüş üzerine altın kaplama. mineli, 6'lı çay kaşığı seti, SSCB, Leningrad üretimi, 1950-1960 dönemi. Orjinal kutusunda. Arka tarafında orak ve bir çekiç bulunan rus yıldızı , 916 damgası ve 3ЛЮ şeklinde yapımcı işareti bulunmaktadır. 11,5 x 2 cm. Takım toplamı 102 gr.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: S. P. koleksiyonu
     
  • Gabriel Florent Auguste de Choiseul-Gouffier’nin, Voyage Pittoresque de la Grèce (1822) adlı eserinin 2.cildinde yeralan üç gravür. Alexandria Troas'taki antik tiyatro (Theatre d'Alexandria Troas) (1822), Alexandria Troas'taki yer altı anıtı (Monument Souterrain a Alexandria Troas) (1822), Alexandria Troas'taki su kemeri kalıntıları (Ancien Aqueduc pres d'Alexandria Troas) (1822). Kök boyayla elle renklendirilmiştir. Bakır oyma gravür, 43,5 x 30 cm. Gravür sanatçısı: A. Tardieu.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: S. E. koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Alexandria Troas (Türkçe: Eski Stambul); Türkiye'nin batı kıyısının kuzey ucuna yakın, Bozcaada'nın güneyinde bulunan Antik Yunan kentidir. Çanakkale ilinin Ezine ilçesindeki Dalyan köyünün güneydoğusunda yerleşimlidir. Antik kent yaklaşık 400 hektarlık(4km2) alana yayılmıştır. Günümüze kalan birkaç yapı arasında bir Roma hamamı, odeion, Antik Yunan tiyatrosu, gymnasium kompleksi ve yeni ortaya çıkarılmış bir stadion bulunur. Şehrin eski duvarları hala izlenebilir. Strabon'a göre, bu bölge başlangıçta Sigeia olarak adlandırılıyordu; MÖ 306'da Büyük İskender'in komutanlarından I. Antigonos Monophtalmos, eskiden nüfuzlu bir şehir olan Neandreia da dahil 5 yerleşim yerinin halkını Sigeria'ya yerleştirerek şehri çok daha genişletilmiş olarak yeniden kurdu. Kentin ismi MÖ 301'de Lysimakhos tarafından, Büyük İskender anısına 'Alexandria Troas' olarak değiştirildi. Kuzeybatı Anadolu'nun ana limanı olan şehir, Roma döneminde büyük oranda gelişti ve MÖ 188 gibi erken bir tarihte 'özgür ve özerk şehir' niteliği kazandı; günümüzde bulunan kalıntılar bölgenin tarihteki önemini kanıtlamaktadır. Altın çağında şehrin 100,000'e yakın nüfusa ulaştığı düşünülüyor. Strabon'un bahsettiği üzere, Augustus'un hükümdarlığı sırasında bölgede 'Colonia Alexandria Augusta Troas' adında bir Roma kolonisi kurulmuştur. Augustus, Hadrianus ve Herodes Atticus şehrin süslenmesine hatırı sayılır düzeyde katkıda bulunmuşlardır. I. Konstantin, Troas'ı Roma İmparatorluğu'nun başkenti yapmayı düşünmüştür. Gravürlerin yapımcısı Kont Marie-Gabriel-Florent-Auguste de Choiseul-Gouffier (1752-1817), 1789 Fransız Devriminden önceki son İstanbul büyükelçisidir. Antik çağ arkeolojisi ve tarihine âşık olan Kont Gouffier, aralarında Fransız ressam Jean-Baptiste Hilair’in de bulunduğu bir grup sanatçı ve bilim insanıyla 1776 yılında Ege seyahatine çıktı. Seyahatin amacı, bir yandan antik harabelerin görünümünü çizmek, öte yandan çağdaş Yunanlıların yaşam biçimlerini kaydetmekti. Ayrıca bu seyahatin Ege Denizinde uzun süredir devam eden Osmanlı-Rus gerginliğine dair durumu yerinde gözlemlemek gibi bir siyasi amacı da vardı. On iki ay süren bu ilk yolculuğun meyvesi olarak 1782’de hayranlık uyandıran gravürlerle bezeli anıtsal bir eser yayınlandı. Doğu'nun büyüleyici evreni bu eserin başlıca unsuru olan görüntünün yenilikçi tekniği aracılığı ile Avrupalı okurun gözünde capcanlı olarak sergilenmiştir. Gouffier, “Voyage-Pittoresque de la Grèce (1782)” adını verdiği kitabının yayınlanmasından iki yıl sonra (1784’de) İstanbul’a büyükelçi olarak atandı ve Temmuz 1785’ten itibaren  büyükelçi unvanıyla Anadolu, Ege, Kıbrıs, Suriye, Filistin ve Mısır’ı kapsayan seyahatine çıktı. Hilair’in yanısıra Fransız ünlü suluboya ressamı Cassas’ı da himayesine aldı. Bu gezilerin sonunda Voyage-Pittoresque de la Gréce kitabına ek olarak Voyage-Pittoresque en Syrie, de la Phoénicie, de la Palaestine, et la Basse Aegypte kitabı Cassas’ın imzasıyla yayınlandı. Büyükelçi Gouffier, Cassas’ın resimlediği Atina Akropolünü ziyaret etti ve akropolün kabartma ve heykelleri (Hilar’in betimlediği gibi) İstanbul’dan gemiye yükleterek Fransa’ya gönderdi. 1789’daki Fransız Devrimine karşı çıkan Gouffier geri çağırılmasına karşın Paris’e dönmedi (1792’de) ve Rusya’ya kaçtı. 1802 yılına yani Paris’e dönene kadar II. Katerina’nın himayesinde Sanat Akademisi ve İmparatorluk Kütüphanesi’nin yöneticiliğini yaptı. Gouffier, Fransa'ya ancak Restorasyon döneminde döndü ve Eşitler Meclisi (Chambre des Pairs) üyesi olarak bakan mevkiine geldi. Evini Akropolis'teki Erechtheion tapınağı uslubunda yaptırdı, "Yunan dili oteli" adlı devrim öncesi gizli örgütte başkanlık yaptı ve 1809'da eserinin ikinci cildini yayınladı. 1817'de üçüncü cildin hazırlığını bitiremeden öldü. Özellikle Truva yöresi ile ilgili topoğrafya, tarihî anıtlar, buluntular, yazıtlar ve sikkelere ayrılmış olan üçüncü cilt, tamamen Barbié du Bocage ve Letronne'un editörlüğünden geçerek 1822 yılında yayınlandı. Osmanlı İmparatorluğunun başkentinde kaldığı süre içinde Choiseul-Gouffier, bir yandan gezilerinde yaptığı eskiz ve desenleri tamamlayacak mimar, arkeolog, çizer, edebiyatçılardan meydana gelen koca bir ekip kurmuş, öte yandan ise özellikle Atina ve etrafındaki geniş çevreden büyük sayıda arkeolojik eserin elde edilmesi, paketlenmesi ve taşınması için sayısız seferler düzenlemişti. Zengin arkeolojik koleksiyonu Louvre müzesi ve özel koleksiyonculara satıldı. Çağdaş araştırmacılar tarafından kişiliği pek tartışılan Choiseul-Gouffier bir yandan antik yunan görkeminin büyük bir hayranıdır, öte yandan siyasi kariyeri süresince Babıali ile Fransa ve öteki siyasal güçler arasındaki dengenin sağlanabilmesi uğruna gitgide çağdaş Yunanlıların sert bir eleştirmeni konumuna gelir. Bu tavrı yapıtının 1842 yılında ölümünden sonra yapılan yeni baskısında da ortaya çıkar. Yeni baskının başlığı Voyage pittoresque dans l’empire Ottoman, en Grèce diye değiştirilir.
  • 1908-1917 aralığında üretilmiş, 84 (875 ayar Rus gümüşü standartı) damgalı ve Kiril harfleriyle Mikail Zorin imzalı (M3). Dikdörtgen gövdeli, menteşeli kapaklı, renkli mineli (mavi, beyaz, kırmızı ve yeşil), dal süslemeli, süslemelerin arası altın kaplamalı, Rus cloisonné mine işi enfiye kutusu. 5,6 x 3 x 2 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: S. P. koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Rus cloisonné mine tekniği adını Fransızca'da renk bölmelerini ifade eden "cloisons" kelimesinden alır. Cloisonné, metal yahut porselen yüzeylere uygulanabilen bir çeşit el sanatsal emay (minecilik) tekniğidir. Cloisonné uygulanırken ince teller kullanılır. Bu teller, altın, gümüş ya da bakırdan olup istenilen biçim yani konturlar verildikten sonra, oluşturdukları kapalı alanlar renkli cam maddesi (mine) ile doldurularak fırınlanır. Renkli kısımların birbirinden madeni şeritlerle ayrılması, Cloisonné tekniğinin en karakteristik özelliğidir. Bu teknik kullanılarak yapılan objeler karmaşık, parlak ve çok renklidir, belirgin bir Rus havası taşır; hemen göze çarpar. Tarihteki en ünlü cloisonné mine parçaları üreticisi, Rus imparatorluk sarayının kuyumcusu Carl Fabergé'dir.