• Geniş bantlı, menteşeli sırtlı ve çerçeveli düz gümüş iç kasa, her ikisi de sırlıdır. Kaplumbağa kabuğu kaplı pirinç dış mahfazanın bant ve çerçeve çevresinde gümüş pike nokta bezeme bulunur. Gümüş kadran plakası, ortada stilize yaprak ve çiçek oymaları, ortada I - XII Roma rakamları ile saatler ve 5 - 60 numaralı dakikalardan oluşan bir dış daireden oluşmaktadır. Mekanizmanın dış yüzünde Guinand / London perakendeci damgası bulunmaktadır. 8 x 3,5 cm. 265 gr.
    Kondisyon: 8/10 (yaşa bağlı oksidasyonlar var. Saat çalışır durumda)
    Provenance: M. P. koleksiyonu
    Değerlendirme notu Guinand damgası, farklı dönemlere gönderme yapıyor. Saatlerde 17'nci yüzyıl sonunu işaret eden bir Guinand damgası yanında 19'uncu yüzyıl başını işaret eden farklı Guinand'lara da rastlanmaktadır. Günümüzde saat üretimini sürdüren Almanya-Frankfurt merkezli bir Guinand markası da mevcuttur. En ünlü Guinand ise İsviçreli, tourbillon denilen asıl olarak yerçekiminin, saat üzerindeki etkilerini, saatin mekaniğinde dengelemeyi amaçlayan mekanizmada uzmanlaşmış olan Ernest Guinand’dır.
     
  • Pirinç kaplama bakır pilavlık. Kalın bakır el dövmesidir. İçi kalaylıdır. Gaziantep bakır işçiliği... 57 x 44 x 20 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: S. G.
     
  • Gabriel Florent Auguste de Choiseul-Gouffier’nin, Voyage pittoresque de la Grèce (1782-1822) adlı eserinde yayınlanmış üç parça bakır baskı gravür.. Alexandria Troas: Liman, antik tiyatro ve diğer antik yapıların planı (Plan du Port et du Théatre et Antiquités à Alexandria-Troas) (1882), Alexandria Troas'ta bir binanın kemeri ve sütunları (Vue des deux Massifs et d'un Ouvrage réticulaire près d'Alexandria-Troas) (1882), Troad'daki Yenişehir'in (Sigeion) görünümü (Vue du Village de Ieni-Cheher) (1882). Jean Baptiste Hilaire tarafından, Le Dubois’nin krokisine dayanarak resimlendiği, gravür sanatçısının ise M. A. Benoix olduğu belirtilmektedir. 48,5 x 31,5 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: S.E. koleksiyonu
    Değerlendirme notu Jean Baptiste Hilaire kuzeydoğu Fransa'daki Audun-le-Tiche'de doğdu ve Mart 1786'da Paris'teki Kraliyet Resim ve Heykel Akademisi'ne kaydoldu. 1776'da, 25 yaşındayken, Yunan adalarını ve Doğu'yu gezerek yüzden fazla eser yarattı ve bunları 1782'de üç cilt halinde yayınlanan Gouffier’nin "Voyagé Pittoresque de la Grèce" adlı eserini resimlemek için kullandı. Yeteneği tanındı ve çalışmaları 1782'de sergilendi. Paris'te 1780'de Salon de la Jeunesse gibi yerlerde ve aynı yıl Salon de la Correspondence'da. 1796 yılında Louvre'un salonundaki resmi sergilere katıldı. Léon-Jean-Joseph Dubois (1780-1846) Fransız bir illüstratör ve litografi sanatçısıydı, aynı zamanda Louvre müzesinde arkeolog ve küratördü. Paris'te ressam Antoine-Jean Gros ve Jacques-Louis David'in atölyelerinde güzel sanatlar ve resim eğitimi aldı. 1814'te Dubois, Yunanca yazıtları araştırmak ve birkaç yıl sonra kendisi için bir müzayede kataloğu düzenleyeceği Marie-Gabriel-Florent-Auguste de Choiseul-Gouffier'e ait eşyaları taşımak için Anadoluya gitti. Dubois, Goffier’nin kitaplarının ikinci cildi için Yunan taşları, madalyalar ve mimari anıtlar üzerindeki yazıtların çizimlerini içeren gravürleri hazırladı. 1823'te, kendisini Mısır sanatıyla tanıştıran ve daha sonra Mısır Panteonu adlı eserini resimlemesi için onu seçen ünlü Mısırbilimci Jean-François Champollion ile tanıştı. 1826'da Louvre Müzesi'nde antikaların korunmasına ilişkin "15 Mayıs Kararnamesi" üzerine Champollion, Louvre'un Mısır ve Doğu bölümünün küratörü, Dubois ise küratör yardımcısı olarak atandı. 1828'de Dubois, Institut de France tarafından, Yunan Bağımsızlık Savaşı'nın sonunda Yunanistan'a gönderilen Morea bilimsel gezisinin Arkeoloji bölümünün başına geçmekle görevlendirildi. Burada arkeolojik kazılara katıldı.
     
  • "Havarilerin Seyahat Ettikleri Ülkelerin ve Müjdeyi Vaaz Ettikleri En Ünlü Yerlerin Eşsiz Haritası", 1722. Carte Particuliere des Pais que les Apotres ont Parcourus, et les Lieux les Plus Renommez ou Ils ont Preche L' Evangile. Harita, Havari Aziz Pavlus’un haç yolunda izlediği güzargahı gösteriyor. Kaynak: P. Dom Augustin Calmet, Dictionnaire historique, critique, chronologique, géographique et littéral de la Bible, tome. 1/2 (İncil'in tarihsel, eleştirel, kronolojik, coğrafi ve edebi sözlüğü -1/2 Cilt.), Paris, 1722. Haritacı: Antoine Augustin Calmet. Bakır baskı gravür, 48 x 38,5 cm. Gravürcü Pieter Starckman tarafından oyulmuştur.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: F. B. koleksiyonu
    Değerlendirme notu Antoine Augustin Calmet  (1672-1757), Fransız Benediktin keşişi, Ménil-la-Horgne’de, daha sonra Kutsal Roma İmparatorluğu'nun bir parçası olan Bar Dükalığı'nda doğdu. Calmet bir keşiş olmasının yanı sıra bilgili bir adamdı ve St. Vanne Cemaati'nin en seçkin üyelerinden biriydi. Bu niteliklerinin tanınmasıyla 1715'te Lay-Saint-Christophe'nin başrahibi, 1718'de Nancy'deki St-Léopold Başrahibi ve 1729'da Senones Manastırı seçildi. Kendisine iki kez cemaatin Baş Başrahibi görevi verildi. Tarikatının çeşitli manastırlarını gezdi, birçok tarihi derleme yazdı. 1728'de Calmet, Salm Prensliği'nin başkenti Senones Saint-Pierre Manastırı'nın rahibi olarak atandı. Hayatının son bölümünü büyük Vosges manastırında geçirdi, birçok bilim adamıyla yazışmalarını sürdürdü ve 25 Ekim 1757'deki ölümüne kadar orada kaldı.
     
  • Lot 19
    FORCHINO
    The Duchess, 2006

    Forchino, limited, 00529, heykel (figür), erken dönem imalatı, "The Duchess (Düşes)". Ünlü karikatürist ve heykeltıraş Guillermo Forchino tasarımı, el yapımı, el boyaması. Genişlik: 40 cm. Figürün taban damgasında, Fransa’da tasarlandığı belirtilmiştir. “00529” ibaresi, eserin sınırlı sayıda üretilen bir seriye ait olduğunu gösterir. Alt kısımda ayrıca “G. Forchino – Paris” imzası ile birlikte, “© 2006 Veronese” telif bilgisi yer alıyor. Kondisyon: 10/10 Provenace: M. Ünlü koleksiyonu
    Figürlerin yüz ifadeleri, şoförün abartılı bıyığı, yolcunun gözlüğü ve sigarası gibi detaylar, Forchino’nun mizah anlayışını ve karakter yaratma becerisini öne çıkarır. Reçine kalıbın detay hassasiyeti sayesinde araç üzerindeki çizgiler, kaporta formu ve iç donanım unsurları belirgin bir netlikle işlenmiştir. Bu seri, Forchino’nun lüks otomobil estetiğini insan figürleriyle ustalıkla harmanladığı dönemi temsil eder. Figürün ana malzemesi, dayanıklılığı ve ince detayları başarıyla yansıtma kabiliyetiyle bilinen polyresin veya benzeri yüksek kaliteli bir sentetik reçinedir. Figür, çok katmanlı ve elle boyanmış bir yüzeye sahiptir. Klasik otomobilin ön ızgarası, tamponları ve far kasaları gibi detaylar, parlak metalik boya veya ince kaplama ile vurgulanmıştır. Lastikler mat siyah, karoser ise kremsi beyaz tonlardadır; iç bölüm ve figürlerde canlı bir renk paleti tercih edilmiştir. Bu eser, Karikatürize Sanat (Caricature Art) ve Modern Figüratif Heykel anlayışının birleşimini temsil eder. Forchino, Art Deco, klasik veya vintage otomobil tasarımlarını mizahi bir dille abartır ve insan figürlerini bu lüks temalara entegre eder. Eserin üretim yılı 2006 olup, otomobil tasarımı 1930’lu ve 1940’lı yılların lüks Avrupa ya da Amerikan cabriolet (roadster) modellerini çağrıştırır.
    Günler
    Saat
    Dakikalar
    Saniyeler
    Müzayede biter:
    Details
  • 1987 yılında UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınan, dünyaca ünlü Tai dağının Çin geleneksel sanatına sadık kalınarak yapılan çağdaş manzara tablolarının saf ipek üzerine basıldığı parşömen. 485 x 42 cm. 46 x 12 x 8 cm. ipek kaplama kutusunun içinde.
    Kondisyon: 10/10
    Değerlendirme notu: Antik çağda Dongyue olarak da bilinen, görkemli Tai Dağı, modern zamanlarda Beş Kutsal Dağ olarak bilinen dağlardan ilkidir. Çin ulusunun manevi sembolü ve Çin tarihi ve kültürünün özü olarak kabul edilir. Qilu toprakları boyunca doğudan batıya yaklaşık 200 kilometre uzunluğunda ve kuzeyden güneye 50 kilometre genişliğinde uzanır. Ana zirvesi Yuhuangding, Tai'an Şehri'nin kuzeyinde, 1.545 metre rakımla yer alır. 1987 yılında UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınan, doğal ve kültürel mirası bütünleştiren, dünyaca ünlü bir dağdır. Tai Dağı, muhteşem manzarası, dalgalı zirveleri, derin vadileri, gür çam ve Selvi ağaçları, akan şelaleleri, dört mevsim değişen doğal manzaraları ve "doğudan doğan güneşi" ile dikkat çeker. Tai dağında "Bulutlar Denizindeki Yeşim Plakası", "Sarı Nehrin Altın Kemeri" ve "Gün Batımı Parıltısı" gibi on doğa harikası vardır. Kültürel olarak Çin imparatorlarının hepsi ibadet etmek için Tai Dağı'na gitmiş ve arkalarında birçok kültürel eser ve tarihi mekan bırakmışlardır. Aynı zamanda Tai Dağı, Budizm ve Taoizm'in de popüler olduğu bir yer olduğundan, tapınaklar ve doğal noktalar dağın her tarafına dağılmıştır. Tai Dağı'nın doğal manzarası ve kültürel tarihi, edebiyatçıların da ilgisini çekmiş ve hakkında pek çok güzel şiir yazılmıştır. 1987 yılı sonrasında "Tai Dağı kültürünü miras almak ve zamanın Tai Dağı'nı sergilemek" için, özellikle tanınmış bir çağdaş manzara ressamı Tai Dağı'na seyahat etmesi, fikirlerin taslağını yapması ve "Tai Dağı'nın Manzaralı Noktalarının Resmini" yapması için görevlendirildi. Tai Dağı temalı birçok manzara resmi arasında "Taishan Manzara Noktaları Haritası", geleneksel Çin resminin özünü miras alan en iyi eser olarak kabul edilmektedir. Müzayedeye sunduğumuz eser, bu orijinal tabloya dayanmaktadır. Modern dijital teknolojiler ve yüksek kaliteli ipek malzemeler kullanılarak, uzun ipek boyalı bir parşömen olarak oluşturulmuştur.
     
  • Dört panelli paravan. 1930'lardan kalma, panellerin üzerinde elle boyanmış on iki adet deniz altı canlılarının tasvir edildiği resim bulunmaktadır. Amerikan yapımı ve ortadaki menteşe çift hareketlidir. Her panel 197 x 50 x 2.5 cm. Tam açıldığında 200 cm., tam katlandığında 10 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: İ.K. koleksiyonu
     
  • Ayasofya, Osmanlıca harflerle imzalı, tuval üzerine yağlı boya, 1902. Ölçü: 73 x 54,5 cm. (Çerçeveli, 104 x 85 cm.) Antika, varaklı ahşap çerçeve içinde...
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: Y. C. koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemi sanat tarihimizin önde gelen isimlerinden Şevket Dağ (1875-1944), 1875 yılında İstanbul'un Küçük Mustafa Paşa Mahallesi'nde dünyaya geldi. Sanayi-i Nefise Mektebi’nin ilk Türk öğrencilerinden biri olarak Osman Hamdi Bey, Alexandre Vallaury ve Salvatore Valeri gibi isimlerden ders aldı. 1897 yılında okuldan birincilikle mezun oldu. Mezun olduktan sonra Evkaf'ta (Vakıflar İdaresi) memur olarak göreve başladı. İlk ve tek kişisel sergisini İstanbul Kuyucu Murat Paşa Türbesi’nin yakınlarında yer alan bir muhallebici dükkânında açtı. 1902 yılında yani mezuniyetinden 5 yıl sonra Pera sergisine katıldı. Bu tarihten itibaren ölümüne dek Pera sergileri, Galatasaray sergileri, Ankara Resim sergileri ve Devlet Resim Heykel sergileri dahil toplam 54 sergide yaklaşık 250 eserini sergiledi. Ayrıca Atina, Münih, Sofya, Brüksel, Paris, New York gibi şehirlerde düzenlenen sergilere katılarak, uluslararası sanat çevrelerinde tanındı. Bu sergilerde çeşitli ödüller ve madalyalar kazandı. 1909 yılında Galatasaray Lisesi’nde okulun müdürü olan Tevfik Fikret'in isteği üzerine resim öğretmenliği yapmaya başlayan sanatçı, aynı yıl kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. Daha sonra İstanbul Darülmuallimin'de (İstanbul Erkek Öğretmen Okulu) öğretmenliğe devam etti.  Yaşamının son yıllarında politika ile ilgilenerek Konya ve Siirt milletvekilliği görevinde bulundu. Resim hayatının ilk dönemlerinde natürmortlar ve portreler yapsa da daha sonra iç mekanlara yöneldi. Bu alandaki ilk yapıtı, Yeni Camii’nin içinden bir parçayı tuvaline aktardığı resimdir. Şevket Dağ, iç mekan resimlerine yöneldiği ilk yıllarda, 8 yıl aralıksız Ayasofya’da etüt çalışmaları yaptı. Rüstem Paşa Cami ve Kapalıçarşı da tuvaline aktarmayı sevdiği mekanlardı. Mekanlarda ışık ve gölge karşıtlığını kullanmakta ustaydı. Kullandığı ışık ile dini mekanların kutsal ve loş atmosferini izleyiciye hissettirmeyi amaçladı. Eserlerinde çini sanatına, sedef kakma detaylı kapı örneklerine ve kültürel objelere mutlaka yer verdi. Müzayedeye sunduğumuz eserde Ayasofya'nın iç mekanı resmedilmiştir.
     
  • Osmanlıca "Ali Rıza" imzalı, 1344 (1925) tarihli, kağıt üzerine kara kalemdesen. 16,5 x 13 cm. (45 x 41 cm.)
    Kondisyon: 9/10 (Resmin üzerinde zamana bağlı sararmış küçük bir leke mevcuttur.)
    Provenance: G.B. koleksiyonu
    Değerlendirme notu Manzara, natürmort ve hayalden yaptığı resimlerle tanınan Hoca Ali Rıza (1858 - 1930), eğitimini Mekteb-i Harbiye’de tamamladı, Süleyman Seyyid ve Mösyö Kess’den resim dersleri aldı. Harbiye’de öğrenciyken başarıları nedeniyle II. Abdülhamid tarafından nişanla ödüllendirildi. 1885/1886’da mezun olduğunda öğrenim için İtalya’ya gönderilecekken Napoli’de çıkan bir kolera salgını nedeniyle bu olanağı kullanamadı. 1886’da Kuleli İdadisi’nde Osman Nuri Paşa’nın yardımcılığına atandı ve 1908’e kadar bu görevde kaldı. 1891’de Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk başkentlerinin fotoğraflanarak belgelenmesi çalışmalarına katılarak Türk-İslam eserlerine ait görünümlerini çizdi. 1895’te Yıldız Porselen Fabrikası resimhanesinde porselen de resimleyen Hoca Ali Rıza, 1903’te II. Abdülhamid’in Avrupa’dakilere benzer bir askeri müze kurulması (Türk Esliha-i Antika Müzesi) projesi kapsamında Mahmud Şevket Paşa başkanlığında Zonaro, Katip Hüsnü Tengüz, Topçu Sami ve Ahmed Ziya Akbulut’tan oluşan komisyonda görev aldı. Burada tanıştığı Zonaro ile Değirmendere’de çalıştı, Türk-Yunan Savaşı’nı anlatan kompozisyonlar yaptı. 1903’te yine Mahmud Şevket Paşa başkanlığında eski Osmanlı giysilerini içeren bir albüm hazırlanması çalışmalarına katıldı. 1909’da girdiği Harbiye Matbaası’nda baş ressam olarak iki yıl çalıştı. 1909-1912 yılları arasında Osmanlı Ressamlar Cemiyeti başkanlığı yaptı. 1909’da Üsküdar İskele Gazinosu’nda resim sergisi düzenledi. 1910’da Şehzadegan sınıflarında hocalık yapan Hoca Ali Rıza, 1911’de yarbaylıktan emekliye ayrıldı. Emekli olduktan sonra 1914’te İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’nde peyzaj öğretti, 1918’de Çamlıca İnas Kız Sultanisi’nde, 1921’de, Üsküdar Kız Sanayi-i Mektebi’nde, 1929’da Sultan Ahmed Erkek Ameli Hayat Okulu’nda resim öğretmenliği yaptı. Galatasaray Sergilerine, Halkevi Sergileri, 1928 Paris Sergisi’ne katıldı. Doğayı kopya etmekten çok temsil etmeyi amaçlayan ve mesleğini peyzaj ressamlığı olarak tanımlayan Hoca Ali Rıza’nın manzaraları parlak, mutluluk veren bir doğa duygusu yaratır. O, çağdaşları içinde doğaya açılan, doğada çalışan, doğayı kendi gözünün süzgecinden geçirerek yansıtan, başka deyişle tam anlamıyla manzara yapan ilk Türk ressamıdır.
     
  • Çekoslovakya ordusu tarafından kullanılan sahra telefonu. TP 25 modeli, kasa ve gövde ve kasası bakalitten yapılmıştır. 1952 yılında geliştirilmiştir. 26 x 19 x 9 cm.
    Kondisyon: 7 / 10 (Bataryası yok.)
    Provenance:??
    Değerlendirme notu: Sahra telefonları askeri iletişim için kullanılan telefonlardır. Telefonun icadından kısa bir süre sonra teknolojinin askeri kullanıma uyarlanması için girişimlerde bulunuldu. 1870'lerin sonlarında ve 1880'lerin başlarında Britanya Hindistan'ında ve Afrika'daki İngiliz kolonilerinde askeri kampanyaları desteklemek için telefonlar zaten kullanılıyordu. Amerika Birleşik Devletleri'nde telefon hatları kaleleri birbirine ve ordu karargâhlarına bağlıyordu. Ayrıca sabit kıyı savunma tesislerinde yangın kontrolü için de kullanıldılar. Sahada kullanılacak ilk telefon 1889 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde geliştirildi ancak seri üretime geçilemeyecek kadar pahalıydı. Çeşitli ülkelerdeki müteakip gelişmeler saha telefonunu daha uygulanabilir hale getirdi. Tel malzemesi demirden bakıra dönüştürüldü, sahada tel döşemeye yönelik cihazlar geliştirildi ve hem komuta direkleri için pille çalışan setlerin hem de sahada kullanıma yönelik el jeneratör setlerinin bulunduğu sistemler geliştirildi. 1910’lardan itibaren orduların kullanımına özel telefonlar üretilmeye başlandı. Birinci Dünya Savaşı'na gelindiğinde saha telefonlarının kullanımı yaygınlaştı. 1980’lere kadar kullanımı devam etti. Müzayedeye sunduğumuz ürün, 2. Dünya Savaşı sonrasında 1952 yılında Çekoslovakya ordusunun kullanımı için tasarlanmıştır. Bazı değişikliklerle 1970 yılının ortalarına kadar kullanımı devam etmiştir.  
     
  • İmzalı, duralit üzeri yağlı boya. Ahşap, gümüş varaklı çerçeve içinde.. 43 x 34 cm. (60 x 51)
    Kondisyon: 9/10 (İmza silikleşmiş.)
    Provenance: G.B. koleksiyonu
    İbrahim Safi (1898-1983) Kafkasya Nahcivan’da doğdu. İlk sanat eğitimini Erivan Lisesi’nde okuduğu yıllarda resim öğretmeni Kolzsa’dan ve Akademi mezunu akrabalarından aldı. Genç yaşlardaki eğitimini Moskova Güzel Sanatlar Akademisi’nde alan İbrahim Safi, I. Dünya Savaşı sırasında İstanbul’a geldi ve burada yerleşti. İstanbul’da Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girdi ve Namık İsmail Atölyesi’nde çalıştı. 1923 yılında buradan mezun oldu. Namık İsmail’in yanındaki çalışmalarını 1930’a kadar sürdürdü. İlk sergisini 1946’da İstanbul’da açtı. 1955’ten sonra İsviçre, Münih, Köln, Frankfurt, Bonn, Viyana, Roma, Paris, Marsilya, Atina olmak üzere yurtdışında 10 yıl süreyle araştırmalar yaptı. Naci Kalmukoğlu ile birlikte çalışıp, yurtiçi ve yurtdışında birçok sergi düzenledi. Geçimini resim aracılığı ile sağlayan sanatçı aynı zamanda bir çok öğrenci yetiştirdi. İngiliz ressamlardan Johnson Baker öğrencilerinden biridir. Klasik ekolde bir çok portre çalışmaları bulunmakla birlikte empresyonist üslupta eserler vermiştir. Çalışmaları natürmort ve manzara ağırlıklıdır. Gerçek bir usta olan İbrahim Safi, empresyonist, realist çalışmaları ile tanınır. Eserlerinde canlı renkler kullanan sanatçı konu olarak daha çok peyzajları seçmiştir. Eserleri birçok özel koleksiyonda yer almaktadır.
     
  • SSCB askeri sahra telefonu. Üzerinde Rusça "Konuşmanın sonunda ahizeyi kapaktaki sokete yerleştiriniz." ibaresi, içerisinde ise kullanım talimatları yer alıyor. TA-57 serisi, 1957 yılında tasarlandı. Dünyanın en popüler askeri sahra tipi telefonudur. 22 x 16 x 7 cm. 2500 gram ağırlığında.
    Kondisyon: 9/10 (Bataryası yok)
    Provenance: S.T. koleksiyonu
    Değerlendirme notu: TA-57 - SSCB'nin 1957'den beri ürettiği, evrensel bir tür askeri sahra telefonudur. Dünyadaki en popüler telefonlardan biridir. Kablo hatları için iletişim aralığı (kullanılan kablo veya tele bağlı olarak) 40-45 km'den 150-170 km'ye kadar çıkabilmektedir. Ünitenin elektrik gücü, 10 V voltajlı GB-10-U-1.3 pillerden sağlanır. "Krona"nın 9 V pillerini kullanmak da mümkündür. Ağırlığı 2,5 kg.
     
  • Peyzaj, karton üzeri suluboya, imzalı. 29,5 x 22 cm. (45 x 36 cm.)
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: G.B. Koleksiyonu (2021 yılında Nişantaşı Müzayede Evi'nden alınmıştır.)
    Değerlendirme notu Mısırlı Hidayet olarak bilinen ressamın hayatı hakkında pek az bilgi vardır ve bunların önemli bir kısmı rivayetlere dayanmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul’da dünyaya geldiği ve Fatih ilçesinde nüfusa kayıtlı olduğu, Mısır’a ise çok genç yaşlarda geldiği bilinmekle birlikte, neden ve nasıl geldiği konusunda farklı iddialar vardır. Bir iddiaya göre Hidayet, çok küçük yaşlarda ailesi ile birlikte Mısır’a galip yerleşmiştir. Bir diğer iddiaya göre Osmanlı İmparatorluğunun 1. Dünya Savaşı’nda Süveyş Kanalına düzenlediği ve Kanal Harekâtı olarak bilinen savaşa katılan ve kaybolan ağabeyini bulmak için ailesi tarafından İstanbul’dan Mısır’a gönderilen Hidayet, İngiliz’ler tarafından tutuklanıp esir kampına gönderilmiştir. Bu hikâyenin devamında esir kampındayken bir İngiliz subayı ondaki yeteneği fark eder, resim malzemesi armağan eder. Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra Hidayet, Türkiye'ye dönmez ve Mısır Kraliyet ailesinin himayesine girer. Kral Fuad'in kızı, Kral Faruk'un ise kızkardeşi olan ve daha sonra evlenerek İran İmparatoriçesi unvanı alan Prenses Fevziye Hidayet'e destek veren Kraliyet ailesi mensuplarındandır. 1970'lerde Kahire'de vefat edinceye kadar geçimini resim yaparak kazanan ressam bir dönem de Mısır Güzel Sanatlar Akademisinde hocalık yaptı. Özellikle, Kral Fuad ve Kral Faruk zamanında çok tanınırlığı artan ressamın tabloları Kahire'deki Manial Sarayında, Türkiye’deki müzelerde, Türkiye’nin yurt dışındaki temsilciliklerinde ve özel koleksiyonlarda bulunmaktadır. Vefat ettiğinde Kahire'de hiçbir yakını bulunmayan Hidayet’in cenaze işlemleri Türk Konsolosluğunca yapılmıştır.
     
  • İmzasız, bronz-pirinç döküm heykel grubu. 29 x 20 x 20 cm. 26 x 26 x 13 cm. boyutlarında mermer bir tabanın üzerine oturmaktadır.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: G.B. koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Dirce, Yunan mitolojisinde Lycus'un karısı ve Zeus tarafından hamile bırakılan Antiope'nin teyzesidir. Utanç içindeki Antiope, Sicyon Kralı Epopeus'a kaçmıştır ancak Lycus tarafından zorla geri getirilirken, yolda bir mağarada gizlice ikiz çocuk doğurur. Antiope'den nefret eden Dirce, Lycus Antiope'yi ona teslim ettiğinde, Antiope yeniden kaçana kadar ona zalimce davranır. Euripides'in "Antiope" adlı oyununda, Antiope kaçarak Amphion ve Zethus'un doğduğu mağaraya geri gelir. Başlangıçta annelerini içeri almayı reddeden ikizler, Dirce gelip Antiope'yi bulduğunda ve onu öldürmelerini emrettiğinde, kendilerini büyüten çoban tarafından Antiope'nin anneleri olduğuna ikna edilirler ve annelerine zalimce davranan, Dirce'yi bir boğanın boynuzlarına bağlayarak öldürürler. Dirce Masalı olarak da bilinen "Farnese Boğası" adlı bu heykel grubu, 1545 yılında Caracalla Hamamı'nda yapılan kazılar sonucunda bulundu ve hemen ardından Farnese Sarayı’na taşındı. 1550’lerde Michelangelo'nun önerisiyle restore edilen eser çeşme olarak sarayın avlusuna yerleştirildi. Bu örnekte olduğu üzere 19. yüzyıldan beri farklı dökümhanelerde, farklı boyutlarda yeniden yeniden üretildi.
     
  • İmzalı, kağıt üzeri lavi, 23.3.1998 tarihli, 43 x 32 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: Bigalı aile koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Şeref Bigalı ilk ve ortaöğrenimini İzmir’de tamamladı. 1944 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümüne girdi. Burada altı yıl Cemal Tollu Atölyesinde öğrenim gördü. 1950 yılında akademiden mezun olarak Afyon ve İzmir Karşıyaka’da resim öğretmenliği yaptı. 1959-78 tarihleri arasında İzmir Eğitim Enstitüsünde çalıştı. Resim-İş Bölümünün kuruluşunda görev aldı. 1962 yılında Paris’e giderek Ressam Henri Goetz Atölyesine devam etti. Elliye yakın kişisel sergi açtı. Çok sayıda eseri, müzelerde, yurt içi ve yurt dışı özel koleksiyonlarda yer almaktadır. Adına Ankara’da Şeref Bigalı Sanat Galerisi açılan ressam, ayrıca 1986 yılında Devlet Resim Büyük Ödülü, daha sonra ise Türkiye İş Bankası Büyük Resim Ödülünü kazandı. 1976 yılında ilk baskısı yapılan Resim Sanatı adlı kapsamlı kitabı, plastik sanatlar alanında ülkemizde yayımlanan önemli çalışmalardan biri oldu. Biga’da (Çanakkale) toprağa verildi.
     
  • İmzalı, kağıt üzerine sulu boya, 1982 tarihli, 20 x 28 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: Bigalı aile koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Şeref Bigalı İlk ve ortaöğrenimini İzmir’de tamamladı. 1944 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümüne girdi. Burada altı yıl Cemal Tollu Atölyesinde öğrenim gördü. 1950 yılında akademiden mezun olarak Afyon ve İzmir Karşıyaka’da resim öğretmenliği yaptı. 1959-78 tarihleri arasında İzmir Eğitim Enstitüsünde çalıştı. Resim-İş Bölümünün kuruluşunda görev aldı. 1962 yılında Paris’e giderek Ressam Henri Goetz Atölyesine devam etti. Elliye yakın kişisel sergi açtı. Çok sayıda eseri, müzelerde, yurt içi ve yurt dışı özel koleksiyonlarda yer almaktadır. Adına Ankara’da Şeref Bigalı Sanat Galerisi açılan ressam, ayrıca 1986 yılında Devlet Resim Büyük Ödülü, daha sonra ise Türkiye İş Bankası Büyük Resim Ödülünü kazandı. 1976 yılında ilk baskısı yapılan Resim Sanatı adlı kapsamlı kitabı, plastik sanatlar alanında ülkemizde yayımlanan önemli çalışmalardan biri oldu. Biga’da (Çanakkale) toprağa verildi.
     
  • Fransız Sevres tarzı el boyaması porselen vazo. Quentin imzalı. Bir yanında doğal bir manzara diğer tarafında bir çifti tasvir eden dekorasyona sahip kobalt gövde. Altın işlemeli metal bağlar. 19. yüzyıl sonu. 64 cm. (kapaklı)
    Kondisyon: 9/10
    Değerlendirme notu: 1739 sonlarında ve 1740 başlarında Sevr Porselen Fabrikası Vincennes Kraliyet Şatosu'nda açıldı. On altı yıl sonra 1756'da fabrika Paris'in dışındaki Sèvres köyüne ve XV. Louis'nin Versailles Sarayı yakınına taşındı. Avrupa'nın önde gelen porselen üreticisi oldu. Şirket mali zorluklarla karşılaştığında, Kral, hisselerisatın aldı ve şirketin tek sahibi oldu. Fabrika, Fransız Devrimi'nin ardından kamulaştırılıncaya kadar kraliyet ailesinde kaldı. 19. yüzyılın ilk yarısında üretilen objelerin çeşitlilik ve dekorasyon açısından çok zengindi. Sevr fabrikası doksan iki yeni vazo tasarımı üretti. Fabrika bugün hala üretime devam ediyor. Ayrıca Sevr kasabasında belirli sayıda özel atölye kuruldu ve Sevr tasarımlarını üreterek, bu prestijli isimden  yasal olarak faydalanabildi.
     
  • Fotoğraf seti, 19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başında yaşamış ve Salon de Paris’te eserleri sergilenmiş ressamların nü resimlerini içeriyor. 1920’lerde yayınlanmış, 20 adet siyah - beyaz fotoğraf. Her fotoğrafın arkasında “Salon de Paris” ibaresi ile birlikte ressamın ve eserin adı yer alıyor. Fotoğraflar mavi bir zarfın içerisinde yeralıyor. 9 x 6 cm.
    Kondisyon: 8/10 (Fotoğraflar çok iyi durumda, ancak zarf yıpranmış ve ön kapağı kopmuş durumdadır.)
    Provenance: Körezlioğlu koleksiyonu.
    Değerlendirme notu: Salon de Paris, Paris'teki Académie des Beaux-Arts'ın (Güzel Sanatlar Akademisi) 1667’den itibaren açtığı resmi sanat sergisine verilen isimdir. 1748 ile 1890 yılları arasında Batı dünyasında her yıl veya iki yılda bir düzenlenen tartışmasız en büyük sanat etkinliğiydi. 1667'de, kraliyet onaylı Fransız sanat himayesi kurumu, Académie Royale de Peinture et de Sculpture (Resim ve Heykel Kraliyet Akademisi) ilk yarı halka açık sanat sergisini Salon Carré'de düzenledi. Sergide yer alan eserler, École des Beaux-Arts'ın yeni mezunlarının çalışmalarıydı. 1725 yılında Salon de Paris olarak bilinir hale gelince Louvre Sarayı'nda düzenlenmeye başlandı. Sergiler 1737'de tam olarak halka açıldı. Başlangıçta yıllık olarak, daha sonra tek sayılı yıllarda iki yılda bir düzenlendi. 1748'de önemli sanatçılardan oluşan bir jüri oluşturuldu ve sergilenen eserler bu jüri tarafından seçilmeye başlandı. Böylece Salon de Paris'teki sergi, herhangi bir sanatçının başarıya ulaşması için çok önemli hale geldi. Fransız Devrimi sergiyi yabancı sanatçılara açtı. 19. yüzyılda halka açık bir Salon fikri, büyük ticari salonlarda düzenlenen ve bilet taşıyan halkın davet edildiği, hükümet destekli, yıllık, jürili bir resim ve heykel sergisine dönüştü. Açılış geceleri büyük bir sosyal olay haline geldi. 1881'den itibaren Société des Artistes Français tarafından yönetilmeye başlandı. Aralık 1890'da Société des Artistes Français'in yöneticisi William-Adolphe Bouguereau, Salon'un henüz ödül almamış genç sanatçılardan oluşan bir sergi olmasını önerdi. 20. Yüzyılın başından itibaren birçok sanatçı Salon’un bürokratik ve muhafazakar bir organizasyon olduğunu düşünmeye başladı. Tepki olarak kendi sergilerini düzenlemeye başladılar. Salon d'Automne, Salon des Refusés gibi yeni sergiler ortaya çıktı. Orijinal Salon De Paris sergileri ise bazı kaynaklarda Salon de Champs Elysees olarak anılmaya başlandı. Salon de Paris sergileri, sanat eserlerinin halka sergilenmesinin başlangıcını ifade etmesi yanında, sergilere dair dönemin gazetelerinde yayınlanan yazılar da sanat eleştirmenliği mesleğinin başlangıcını ifade etmektedir. Salon de Paris katalogları sanat tarihçilerinin birincil kaynaklarıdır. Ayrıca 18. yüzyılın başlarında Aydınlanma'nın bir ürünü olan Fransız Salonları, kadınların entelektüel bir nedenle erkeklerle bir araya gelebildiği alanlar olarak kadın özgürleşmesinde de kilit öneme sahiptirler. Müzayedeye sunduğumuz fotoğraf seti, Salon de Paris’te eserleri sergilenen bazı ressamların nü eserlerinden çekilmiş siyah-beyaz fotoğraflardan oluşmaktadır. Bu ressamlardan bazıları ve eserleri şöyledir: C. Maliquet: “La Robe Verte”; M. L. Beguine: “L’Etreinte”; E Quentin-Brin: “Devant l'etre”; J. Scalbert: “Nymphe et Satyre”; J. A .Chantron: “Le Printemps”; Smith Champion: “Nu”; J. Scalbert: “Satisfaite”…
  • Peyzaj, kağıt üzerine sulu boya, imzalı, 28 x 24 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: Bigalı aile koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Şeref Bigalı İlk ve ortaöğrenimini İzmir’de tamamladı. 1944 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümüne girdi. Burada altı yıl Cemal Tollu Atölyesinde öğrenim gördü. 1950 yılında akademiden mezun olarak Afyon ve İzmir Karşıyaka’da resim öğretmenliği yaptı. 1959-78 tarihleri arasında İzmir Eğitim Enstitüsünde çalıştı. Resim-İş Bölümünün kuruluşunda görev aldı. 1962 yılında Paris’e giderek Ressam Henri Goetz Atölyesine devam etti. Elliye yakın kişisel sergi açtı. Çok sayıda eseri, müzelerde, yurt içi ve yurt dışı özel koleksiyonlarda yer almaktadır. Adına Ankara’da Şeref Bigalı Sanat Galerisi açılan ressam, ayrıca 1986 yılında Devlet Resim Büyük Ödülü, daha sonra ise Türkiye İş Bankası Büyük Resim Ödülünü kazandı. 1976 yılında ilk baskısı yapılan Resim Sanatı adlı kapsamlı kitabı, plastik sanatlar alanında ülkemizde yayımlanan önemli çalışmalardan biri oldu. Biga’da (Çanakkale) toprağa verildi.
     
  • Duralit üzerine yağlı boya. tarihsiz (Muhtemelen 1900'lu yılların başı... Erken dönem), Osmanlıca imzalı peyzaj, 18 x 15 cm. (26 x 23 cm.)
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: G.B. Koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Osman Asaf (Bora) (1868-1938) Saraybosna’da doğdu, 20’li yaşlarında Sanayi-i Nefise Mektebi’ne kaydoldu. İlk öğrencileri arasında bulunduğu Sanay-i Nefise’den mezun olan sanatçı, Osmanlı’daki ilk sanatçı topluluğu olan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin kurucuları arasında bulundu. Cemiyetin yayın organı olan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti mecmuasının sorumlu müdürlüğünü üstlendi. Savaşın yaşandığı dönemde, Balıkesir, Bandırma’da Belediye Başkanlığı yaptı. Cumhuriyet döneminde Numune-i Terakki Mektebi’nden başlayarak birçok rüştiye ve lisede resim öğretmenliği yapan sanatçı, 1932 yılında Pertevniyal Lisesi’nden emekliye ayrıldı. Osman Asaf, ölümüne yakın çıkarılan soyadı kanunu gereği Bora soyadını aldı. 1935 yılının Kasım ayında, Kadıköy Kızıltoprak’taki evinde vefat etti. Osman Asaf Bora’nın resimlerinde konularının çıkış kaynağı doğadır. Manzaralarını açık havada gözlemleyerek resmetmektedir. Bu bakımdan, Hoca Ali Rıza kuşağının tarihsel ve kırsal doğayı betimleme eğilimine Osman Asaf’ın da kendine özgü renk zenginliği ile katıldığı söylenebilir. İstanbul’un doğasından yapmış olduğu manzaralar, Osman Asaf’ın en önemli yapıtlarını oluşturmaktadır. Sanatçı İstanbul semtlerini, eski konakları, ağaçlı yolları, kayalıkları titiz bir tasvir duygusuyla saptamıştır. Genellikle çalışmalarında figüre çok az yer verir. Sınırsız bir boşluk içinde uzayıp giden doğa kadar cami, türbe, çeşme, harabe, köprü, konak, kız kulesi gibi mimari yapılara da resimlerinde yer verir. Yağlıboya tekniğini erken dönemde çalıştığı eserlerinde daha çok tercih etmiştir. Sağlık sorunları sebebi ile daha sonraki eserlerinde suyla karıştırılan ve kokusu yağlıboya kadar yoğun olmayan guaj ve suluboya tekniğinde çalışmalar yapmıştır. Uyguladığı teknikler her biri kendi içinde ayrı bir değer taşımakla birlikte suluboya tekniğinde yapmış olduğu eserlerle farklı bir yetkinlik gösterir.
     
  • Omega, müzayedeye sunduğumuz cep saatini Osmanlı pazarı için 1915-1929 yılları arasında İsviçre'de üretiyor, Osmanlıca rakamlı, beyaz porselen kadranlı, gümüş kaplama kasalı cep saati. Kadranda Omega markası ve saniye yer alıyor. Kapağın içinde Omega marka işareti ve 4677960 seri numarası kazınmış. 5 cm. 85 gr.
    Kondisyon: 8/10 (Kasada ve kapakta küçük çizikler var)
    Provenance: M. P. koleksiyonu
    Değerlendirme notu Omega Watch Company, diğer pek çok ürünün yanı sıra, Osmanlı İmparatorluğu pazarına saat teslim eden üreticilerden birisidir. Brandt şirketi 1894 yılından itibaren Omega markasıyla saat üretmeye başladı. Osmanlı kadranlı Omega cep saatleri de buna yakın tarihlerde üretilmeye başlandı. Ancak 19. yüzyılın sonunda Osmanlı İmparatorluğu pazarına teslim edilen saatlerin çoğunun anahtarlı kurmalı olduğu bilinmektedir. Taçlı kurmalı saatler ise 1915’ten sonra Osmanlı pazarında satılmaya başlandı. Bu nedenle müzayedeye sunduğumuz Osmanlıca kadranlı Omega saatin 1915-1929 arasında üretilmiş olduğunu söyleyebiliriz.
     
  • Yün çözgü, yün ilme ipliğinden dokunmuş, armut motifli, yüksek vasıfta, İslam tarzı Kırım halısı. Çok nadir, ince dokuma. İplik boyası ve kullanılan yün özellikleri itibariyle 19. yüzyıl sonlarında dokunduğu, 125 yıldan daha eski olduğu tahmin ediliyor. Koleksiyonerin verdiği bilgiye göre halı Kars - Ani yöresinden edinildi. Geçen 30 yıl boyunca kendisi tarafından muhafaza edildi. Koridorluk, yeri serilerek kullanmaya uygun. 335 x 120 cm. Bitkisel desenlerin stilize halde kompozisyonlaştırıldığı halıda orta kompozisyon alanı lacivert renklidir. Orta kompozisyon alanında bitkisel desenlerin stilize edildiği tekrarlı bir desen şeması vardır.
    Kondisyon: 8/10
    Provenance: H. W. koleksiyonu
     
  • Girardier L'aîné marka, emay kadranlı, altın kaplama metal kasalı, verge eşapmanlı cep saati. 1810'lu yıllarda İsviçre'de üretildi. Faal, çalışıyor. Sanat ve müzik alegorisini tasvir eden çok renkli boyalı dekorasyona sahip beyaz emay kadran, kadranın iç ortasına yerleştirilmiş rakamlar, Breguet tarzı akrep ve yelkovan. 5,5 cm. 108 gr.
    Kondisyon: 7/10 (Kadran emayesinde ince çatlaklar mevcut. Mekanizma tamir gördü.)
    Provenance:M. P. koleksiyonu
    Değerlendirme notu Girardier l'Aîné (“Yaşlı Girardier”) olarak da bilinen Charles Girardier (1759-1839), 18. yüzyılın sonlarında ve 19. yüzyılın başlarında Cenevre'de ünlü bir saat ustasıydı. Dönemin klasisizminden ilham alan sanatçı, saat mekanizması uzmanlığını, geleneksel sanatlar ve el sanatları (emay, minyatür boyama, mine) ile birleştirdi. Çocukları ve torunları olmadığı için adı 1839'daki ölümüyle birlikte unutulmaya yüz tuttu. Saat koleksiyoneri Patrick A. Ulm, bir müze ziyaretinde Girardier l'Aîné’in bir saati ile karşılaştı. Saat ustasının başka saatlerini de keşfettikçe hayranlığı arttı. Ulm’a göre Girardier l'Aîné’in “saatleri belli bir saatçilik felsefesini yansıtıyor. Kadranları hareketlendiren olağanüstü mekanizmalar, görkemli emaye, minyatür tablo ve otomat dünyasının birleşimi.” Patrick A. Ulm bu hayranlığının sonucunda, Girardier l'Aîné’in gerçek adı olan Charles Girardier markasıyla saat üretimine başladı. 2018 yılında kurulan şirket, Girardier l'Aîné’in mirasını sürdürüyor.
     
  • Maun ağacından yapılmış bir taban üzerinde, vitrinli Eczane terazisi. Fransa'da üretilmiş. Pirinç levha üzerinde L. Cruet a Paris ifadesi yer alıyor. Bütünüyle pirinç olan terazinin altında bir çekmece bulunmaktadır. Ağırlıkları eksiksiz. 36 x 22 x 38 cm.
    Kondisyon: 8/10 (Tavaların iç yüzünde, metalin yaşına bağlı aşınma)
    Provenance: Ercüment Ulay koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Tabanda tartım setini saklamak için bir çekmece bulunur. Bu hassas eşya 19. yüzyılda Fransa'da yapılmıştır ve oldukça iyi durumdadır. Terazi tüm orijinal bileşenlerini korumaktadır. Terazi, ürünleri hazırlamak için eksiksiz bir tartım setine sahiptir.
     
  • 1960 tarihli, sanatçının Viyana’da yaşadığı dönemde basılmış, 40/4 numaralı, ıslak imzalı çukur baskı gravür. 22 x 17 cm. (30 x 25 cm.)
    Kondisyon: 10/10
    Provenance:
    Değerlendirme notu Erol Deneç, 9 Şubat 1941’de İstanbul’da doğdu. 1962 yılında Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisinde misafir sanatçı Anton Lehmden ile çalışmalar yaptı. Kendi deyimiyle ‘‘Fantastik Gerçekçilik’’ ekolünün ilk Türk temsilcilerinden oldu. 1964 yılında Prof. Ernst Fuchs’un daveti üzerine Viyana’ya yerleşerek ilk sergilerini burada açtı. 1965-1968 yılları arasında Viyana Güzel Sanatlar Akademisinde Prof. Pauser ve Vogel’in sınıfında çalışmalarını sürdürdü. Burada bir yandan akademiye devam ederken, bir yandan da fantastik gerçekçi akımın ünlü sanatçılarıyla tanışıp onların sergilerine katıldı. 1971 yılında ünlü yönetmen Rudi Böhm, Erol Deneç hakkında belgesel bir film çekti ve bu film Viyana 20. Yüzyıl Modern Sanat Müzesi’nde gösterime sunuldu. 1964-1973 yılları arasında Avrupa kültür şehirlerine inceleme gezileri yaptı. Klasik Türk Müziği ile gitar ve Hint müziği ile ilgilendi. 1973 yılında ailesi ile birlikte Alp Dağları eteklerine yerleşti, çalışmalarını burada sürdürdü. Avrupa’nın önemli şehirlerinde devamlı olarak sergilere katıldı. 1982 yılında ise Avusturya televizyonu yönetmeni Wolfgang Lezowsky, Erol Deneç’i anlatan belgesel bir film çekti. 1989 yılında Türkiye’ye kesin dönüş yaptı, 1991-1995 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Kültür Merkezi’nde resim öğretmenliği görevinde bulundu. Eğitmenliğini yaptığı öğrencilerle birlikte 1995 yılında İstanbul Fantastik Realite (İFAR) grubunu kurdu. 1963’ten bu yana 150’yi aşkın sergi açtı. Viyana'daki Albertina ve Avusturya Belverede Galerisi müzelerinin yanı sıra Viyana Şehir Koleksiyonu ile Almanya, Avusturya, Fransa, İtalya ve Türkiye’deki bazı özel koleksiyonlarda eserleri bulunur. Avusturyalı fantastik gerçekçilerle çalışan Viyana Fantastik Okulu’nun çağrışımcı öğeleriyle, Doğu felsefesine dair tasavvufun gizemlerini birleştirmeye çalıştı. Çeşitli kültürler ve uygarlıkların birikimlerinden etkilendi. Yapıtlarında, geçmişle geleceği birleştirme çabası göze çarpmaktadır. İnançları, imge ve tasarımlarla harmanladı. Gerçeküstücülere özgü otomatizm ve meditasyon yöntemleriyle, Doğu mistisizmi, mitolojisi, inançlar ve astroloji gibi evrensel değerleri ele aldı. Çeşitli simgesel motif, figür ve dokular kullanarak illüstrasyona kadar varan ayrıntılı çalışmalara imza attı. Hiçbir zaman empresyonistleri sevmediğini belirten Erol Deneç, bir röportajında “Daha astral, daha şeffaf manzaralar tahayyül ederdim. O zaman sürrealizm nedir bilmezdim. Kadırga’da doğdum. Babam marangoz. Küçükken, ne çizgi film, ne DVD hiçbir şey olmadan yaptığım desenlerde fantastik bir dünyam vardı.” sözleriyle sanat anlayışını anlatmaktadır. Bir başka ropörtajında ise Deneç, sürrealizm ve fantastik realizm ilişkisini şöyle açıklamaktadır: “Sürrealistler de fantastik realistlerden çok farklı değiller. Ama teknik olarak fantastik realizm çok daha ileride. Her sigara tütündür. Ama her tütün sigara değildir. Sürrealizm tomurcuksa, fantastik realizm onun açılmış gül olmuş hâlidir. Bu resimler, insan kendinden geçtiği zaman ortaya çıkıyor. … Akıl devrede kalırsa merkeze bağlanamazsın, yaptığın zanaat olur. Kozmosun özüne bağlandığında ise yaptığına sanat denir.” Çalışmalarına Kadıköy Moda’da, semtinde bulunan kendi atölyesinde devam etmektedir.
     
  • 6 Rus cloisonné mineli çay kaşığı. 84 Zolotniki damgalı. 1882-1899 dönemi. Sanatçı damgası bulunmuyor. 875 ayar gümüş üzerine altın kaplama ve çok renkli, çiçekli mine kakmalı dekoratif kaşıklar. 8 x 1,5 cm. 9 gr. (toplam 54 gr.)
    Kondisyon: 10/10
    Provenance:
    Değerlendirme notu 84 zolotniki 875/1000 veya 875 standart gümüşe eşdeğerdir. Rus gümüşü olağanüstü kalitesiyle ünlüdür ve üzerindeki  56, 72, 84, 88, 92 ve 96 Zolotniki damgaları ile tanınır.
     
  • Kağıt üzeri serigrafi, 9/11. 1982 , ıslak imzalı, 33 x 20 cm. (44 x 31 cm.)
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: M. P koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Ramis Aydın, 1937 yılında, Giresun-Espiye’de doğdu. 1961 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü‘nü bitirdi. 1982-2004 yılları arasında İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü ile Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümünde sanat eğitimciliği ve Resim Ana Sanat Dalı Başkanlığı yaptı. 1987’de doçent, 1995 yılında profesör oldu. 40’ın üzerinde kişisel sergi açtı. 2004 yılında emekli oldu. Ramis Aydın, gelenekten, Anadolu gerçekliğinden beslenen ve evrensele uzanan, yarı kübist tarzıyla, Türk resmi içinde hak ettiği yeri aldı.. Onun resimleri her şeyden öte bir üslup resmidir de aynı zamanda.. sadece bu yönüyle bile kalıcı bir özelliği barındırır. Sanatçı 26 Aralık 2023'te yaşamını yitirdi.
     
  • Figüratif bir sahneyle süslenmiş, gümüşten yapılmış, yarı istiridye formunda enfiye kutusu. Kutu fistolu kenarlıklıdır. Menteşeli kapak üzerinde bir ağacın altında oturan bir çifti tasvir eden bir desen yer almaktadır ve zarif bir mandal ile kapanmaktadır. 19. yüzyıl sonu veya 20. yüzyıl başında imal edildiği, Alman ya da Hollanda menşeili olduğu değerlendirilmektedir. 3 x 2,2 cm. 44 gr.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: M. P. koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Enfiye kutuları, enfiye diye adlandırılan tütün tozunu saklamak ve taşımak için kullanılan kaplardır. Enfiye çekmek 16. Yüzyılda aristokratlar arasında yaygın bir alışkanlığa dönüştü.  İngiltere’de kraliyet ailesi bu alışkanlığa tutkuyla bağlıydı ve sıklıkla özel enfiye gereçleri taşıyordu. Enfiye, 17. yüzyılda sıradan insanlar arasında da popüler hale geldi. Enfiye üretimi 18. ve 19. yüzyıllarda büyük ölçüde arttı. Enfiye kullanımında yaşanan bu artış, soyluların tercih etmesinin yanı sıra, doktorların da her derde deva olarak tavsiye etmesiyle ilgiliydi. Enfiye baş ağrısı, öksürük ve soğuk algınlığı için etkili bir tedavi olarak görülüyordu. Artan taleple birlikte, enfiye ve enfiye gereçlerinin satışı konusunda uzmanlaşmış perakende mağazaları da her yerde ortaya çıktı. Avrupa’nın tüm ülkelerinde zanaatkârlar enfiye saklamak için özel kutular yapmaya başladı. Bu kutular, gümüş ve altın gibi metallerin yanı sıra boynuzlar (ki bu çok yaygındı), kaplumbağa kabuğu, porselen ve fildişinden yapılıyordu. Bazı enfiye kutuları akik, lapis lazuli, kan taşı ve yeşim gibi değerli taşlarla süsleniyor; üzerine gravürler yapılıyor; mine ve sedefle kaplanıyor ya da minyatür portreler ve manzaralar elle boyanıyordu. Enfiye kutusunun üzerindeki süslemeler sahibinin sosyo-ekonomik durumunu simgeliyordu. Enfiye kutuları 18. ve 19. yüzyıllarda oldukça kişiselleştirilmiş, önemli bir kişisel eşya haline geldi. Kişinin kişisel statüsünü ve zevkini temsil ediyordu ve aynı simgesel işleve sahip olan saate kıyasla daha kolay sahip olunuyordu. Ayrıca bu dönemde edebiyat ve sanat eserlerinde de karakterleri tanımlamak için enfiye kutularına sıkça başvurulmaya başlandı. 20. yüzyılda enfiye kullanımı büyük ölçüde ortadan kalktı. Enfiye kutuları ise değerli aile yadigârları ve önemli koleksiyon nesnelerine dönüştü.
     
  • Kağıt üzerine karışık teknik, imzalı, 14.08.2012, 32 x 24 cm. (50 x 48 cm.)
    Kondisyon: 10 / 10
    Provenance: S. P. koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Ergin İnan, 14 Kasım 1943 tarihinde Malatya'da doğdu. İlkokulu ve liseyi memleketinde tamamladı. 1964 senesinde İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Resim bölümüne girdi, 1968 senesinde ise mezun oldu ve aynı bölümde Helmut Hungerberg'in asistanlığını yapmaya başladı. 1969 senesinde Salzburg Yaz Akademisi'ne katıldı, Prof. Emilio Vedova ile birlikte çalışmalar gerçekleştirdi. 1971 yılında Almanya'ya akademik değişim bursu kazanarak gitti. Münih’de Prof. Mac Zimmerman ile çalıştı. 1985–1986 yılları arasında Berlin Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nda konuk profesör olarak bulundu. Ergin İnan’ın sanatı, var oluşla yok oluş arasındaki meta-fizik anlamın kendi bakış açısından irdelenip yorumlanmasına dayanmaktadır. Resimlerinde, Doğu ve Batı kültürlerinin sentez arayışları gözlemlenir. 1970’lerden başlayarak böcekleri ve insan figürlerini işlediği eserlerinde, imgeler arasında kurulan görsel ve simgesel ilişkileri yansıtır. Bunların yanı sıra zaman zaman eski uygarlıklardan aldığı kültürel imgelere de yer vererek bunları aynı sanatsal bağlamda değerlendirmiştir. Eserlerinde çok farklı malzeme ve teknikten yararlanan İnan, tuvalin yanı sıra ahşap, duralit, kağıt ya da el yapımı özel kağıtlar vb. taşıyıcılar üstüne yağlıboya, suluboya, tempera, renkli mürekkep ve kolaj gibi değişik teknik ve malzemeler kullanır. 1968 yılından günümüze kadar çok sayıda kişisel sergi açan ve karma sergilere de katılan sanatçının yapıtlarının bulunduğu kalıcı koleksiyonlar arasında, Ankara ve İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Müzeleri, Dahlem Museum-Berlin, Haus der Kunst - Munich, Kunstverein - Frechen, Modern Art Museum - Cleveland, Bradford Museum, British Museum - Londra, Fredrikstad Modern Art Museum - Belçika sayılabilir.
     
  • İmzalı, 1938 tarihli LeFranc & Cie tuval üzerine yağlıboya. Antika, varaklı ahşap çerçeve içinde... 70 x 51 cm. (90 x 70 cm.)
    Kondisyon: 9/10
    Provenance:Arıduru koleksiyonu. Eser sahibi Cemil Arıduru, (Avanos) 1895 - (İstanbul) 1982 yılları arasında yaşadı. Cumhuriyet Türkiyesinin ilk yüksek mühendisleri arasında yer aldı. Mühendis Mektebi'nden 1922 yılında mezun oldu. Sanatsever kişiliği ile tanınan Arıduru, 1927 yılına kadar Afyon Nafiası, Adana mıntıka mühendisliği ve Ankara Belediyesi görevlerinde bulundu. Arıduru, 1927 - 1937 yılları arasında önemli inşaat - taahhüt işleri üstlendi. Hicaz Demiryolu ve Dil Tarih Coğrafya Fakültesi binası gibi işleriyle dikkat çekti. Arıduru, 1962 yılına kadar Haymil İnşaat Ltd. Şirketinde müdür unvanıyla yöneticilik yaptı.
    Değerlendirme notu: Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemi sanat tarihimizin önde gelen isimlerinden Şevket Dağ (1875-1944), 1875 yılında İstanbul'un Küçük Mustafa Paşa Mahallesi'nde dünyaya geldi. Sanayi-i Nefise Mektebi’nin ilk Türk öğrencilerinden biri olarak Osman Hamdi Bey, Alexandre Vallaury ve Salvatore Valeri gibi isimlerden ders aldı. 1897 yılında okuldan birincilikle mezun oldu. Mezun olduktan sonra Evkaf'ta (Vakıflar İdaresi) memur olarak göreve başladı. İlk ve tek kişisel sergisini İstanbul Kuyucu Murat Paşa Türbesi’nin yakınlarında yer alan bir muhallebici dükkânında açtı. 1902 yılında yani mezuniyetinden 5 yıl sonra Pera sergisine katıldı. Bu tarihten itibaren ölümüne dek Pera sergileri, Galatasaray sergileri, Ankara Resim sergileri ve Devlet Resim Heykel sergileri dahil toplam 54 sergide yaklaşık 250 eserini sergiledi. Ayrıca Atina, Münih, Sofya, Brüksel, Paris, New York gibi şehirlerde düzenlenen sergilere katılarak, uluslararası sanat çevrelerinde tanındı. Bu sergilerde çeşitli ödüller ve madalyalar kazandı. 1909 yılında Galatasaray Lisesi’nde okulun müdürü olan Tevfik Fikret'in isteği üzerine resim öğretmenliği yapmaya başlayan sanatçı, aynı yıl kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. Daha sonra İstanbul Darülmuallimin'de (İstanbul Erkek Öğretmen Okulu) öğretmenliğe devam etti.  Yaşamının son yıllarında politika ile ilgilenerek Konya ve Siirt milletvekilliği görevinde bulundu. Resim hayatının ilk dönemlerinde natürmortlar ve portreler yapsa da daha sonra iç mekanlara yöneldi. Bu alandaki ilk yapıtı, Yeni Camii’nin içinden bir parçayı tuvaline aktardığı resimdir. Şevket Dağ, iç mekan resimlerine yöneldiği ilk yıllarda, 8 yıl aralıksız Ayasofya’da etüt çalışmaları yaptı. Rüstem Paşa Cami ve Kapalıçarşı da tuvaline aktarmayı sevdiği mekanlardı. Mekanlarda ışık ve gölge karşıtlığını kullanmakta ustaydı. Kullandığı ışık ile dini mekanların kutsal ve loş atmosferini izleyiciye hissettirmeyi amaçladı. Eserlerinde çini sanatına, sedef kakma detaylı kapı örneklerine ve kültürel objelere mutlaka yer verdi. Müzayedeye sunduğumuz eserde Rüstem Paşa Camisi'nin iç mekanı resmedilmiştir. Tuval, 1836 yılında Alexandre Lefranc tarafından kurulan ve 1965 yılına kadar varlığını sürdüren Le Franc & Cie şirketinin üretimidir. Şirket, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti'nde sanat malzemeleri satan ilk şirketlerden birisidir.
     
  • Nazım Hikmet, portre, imzalı, kağıt üzerine karışık teknik, 2010, 23,5 x 18 cm. (26,5 x 21 cm).
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: M. P.
    Değerlendirme notu Müzayedeye sunduğumuz eser, orjinal çizimdir. Aynı desenin baskı versiyonu da vardır. İbrahim Balaban (1921-2019) Bursa’da doğdu. Doğduğu köyün (Seçköy) üç sınıflı ilkokulunu bitirdikten (1931) sonra, çobanlık, tarım işçiliği yapan, taş kırma işinde çalışan İbrahim Balaban, önce bir kaçakçılığa adı karıştığı için (1937), sonra da adam öldürme suçuyla (1942) tutuklandı. Cezaevinde Nazım Hikmet’i tanıyıp ondan resim yapmayı öğrendi. 1950’de çıkan aftan yararlanarak serbest kalınca, İstanbul Maya Galerisi’nde açılan bir karma sergiye katıldı. 1953’te gene İstanbul’da düzenlediği ilk kişisel sergisiyle, toplumsal gerçekçi akıma yöneldi. “Birinci dönem” adını verdiği bu sergiyi, 1959 yılından başlayarak çeşitli aralıklarla Ankara ve İstanbul’da açtığı öteki dönem sergileri izledi. 1961’de İstanbul’da Yeni Dal Grubu’na katıldı. Özellikle üçüncü ve dördüncü dönem sergilerini, büyük iller dışında Bursa, Denizli, Aydın, Konya, Burdur ve Antalya’ya da götüren sanatçı, bu dönem resimlerini “Dağınık”, “Nakışsı”, “Ağıraksak” gibi özgün adlar altında topladı. 1979-1980 yıllarında Almanya ve Hollanda’da kişisel sergiler açtı. 1982-1985 arasında çeşitli resim dizileri (Yaşam Kavgası dizisi, 1984; vb.) gerçekleştirdi. 1985 sonu ve 1990’da açtığı sergilerde özellikle Anadolu kadınlarına geniş yer ayırdı (Sivaslı Zühre, vb.). Sanata ve toplumsallığa ilişkin görüşlerini, düşüncelerini Balaban (1962), İz (1965), Şair Baba ve Damdakiler (1968), İzdüşümü (1969) adlı kitaplarında kendine özgü bir anlatımla dile getirdi. Kendi kendini yetiştirmiş bir ressam olan biçim ve içeriğiyle halk geleneklerinden esinlenen, ama bu geleneği çağdaş bir tabana oturtmaya çalışan bir sanatçıdır. Konularını genellikle köy yaşamından, Anadolu insanının gerçekliğinden ve halk efsanelerinin yaygın niteliğinden alan Balaban’a göre, her doğal görüntü, bir resim konusu olamaz. Köyde doğup büyümüş olması nedeniyle tütün, pamuk, üzüm, ipek kozası üretiminde işçi olarak çalışmasına karşın, bunlara ilişkin bir tablo yapmamıştır. Çünkü bunlar birer görsel gereç olmakla birlikte, “konu” değildir. Konu ise Balaban’a göre, bir “öz”dür. Resim konuları, kendi içlerinde kabuklaşarak resme dönüşürler. Konusuz resim de olabilir ama, bunların öncelikle bir “biçim” kazanmaları, böylece resimleşmeleri gerekir. Balaban, aşağı yukarı bütün resimlerine konu oluşturan insanı, herhangi bir nesne gibi model almaz. Çünkü ona göre insanın yalnızca yaşantısı model alınabilir. Yani “insan”ı, kendi konusu içinde “öz ve kabuk oluşması” düzeyinde ele alıp yorumlamak, tabloya geçirmek gerekir. Her konunun, kendi biçimini yaratması da ancak böyle gerçekleşir.
     
  • İmzalı, tuval üzeri yağlıboya. 54 x 44 cm. (69 x 59 cm.)
    Kondisyon: çok iyi (9/10)
    Provenance: G. G. koleksiyonu
    Değerlendirme notu: A. Ocak imzası tanımlanamamıştır. Naif üslupta usta işi bir çalışmadır.
     
  • 1930'lu yıllarda üretilen Hasan Zeytinyağına ait Avrupa Gofre Taş Baskı Zeytinyağı Etiketi ve Şişe Boyun Etiketi 18,5 x 7 cm. 10 x 2,5 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance:
    Değerlendirme notu: Türkiye eczacılık tarihinin önemli isimlerinden birisi olan Hasan Ahmet Bey 1909 yılında Eczacı Mektebi’nden mezun oldu. 1909 yılında Beyazıt’ta “İskenderiye Eczahanesi’ni” açtı. mıştır. Açtığı bu eczaneden işleri iyi gitmeyince müstahzar yapımı üzerine çalışmaya başladı ve 1910 yılında “Hasan Kuvvet Şurubu”nu piyasaya çıkarttı. Hasan Bey bu şurup için çok iyi bir reklam stratejisi yürüttü ve ürün kısa sürede tanındı. O dönemde adını Hasan Hassan olarak değiştirdi ve bu isimle tanınmaya başladı. 1910’larda reklamın gücünü keşfeden Hasan Bey, ayda 15 bin şişe şurup satma başarısına ulaştı. Birinci Dünya Savaşı başladığında hem ürün maliyetinin artması, hem de askere alınması sebebiyle ara veren Hasan Bey, 1919’da Bahçekapı’da bir ecza deposu açtı ve üst katını da laboratuvar haline getirdi. Hasan Kuvvet Şurubu, Flida Haşarat İlacı, Dantos Diş Macunu, Hasan Zeytin Yağı, Nesrin Kolonyası, Hasan Limon Kolonyası, Hasan Çil Losyonu, Hasan Vitamin Kremi, Hasan Acıbadem Kremi, Hasan Özlü Unları, Hasan Gluten Ekmekler vb. birçok kozmetik ağırlık ürün üretti. İstanbul dışında İzmir, Ankara, Mısır ve Suriye’de de şubeler açtı. Ürünleri 1913 Paris, 1914 Londra, 1928 Roma sergilerinde altın madalyalarla ödüllendirildi. Reklamcılığı ve ürünlerinin çeşitliliği ile eczacılık tarihinde önemli bir şahsiyet olan Hasan Hassan’ın ürünleri 1945’teki vefatına ülkede önemini korudu. Sonrasında şirket teknolojik gelişime ayak uyduramadığı için önce önemini yitirdi, bir süre sonra da kapandı.
     
  • Özel haznesinin içinde, dönerli, 1952 yılına ait evrak kayıt numarası kaşesi. Form itibariyle benzersiz. 1952 yılına ait. 7 x 4,5 x 3 cm.
    Kondisyon: 10/10
     
  • İmzalı. Duralite marufle kağıt üzerine suluboya. 50 x 34 cm. (59 x 44 cm.)
    Kondisyon: 7/10. (Kağıt yaşına bağlı hafif sararma mevcut...)
    Provenance: G. G. Koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Cafer Bater (1913-1994), İstanbul Boyacıköy'de doğan tanınmış bir Türk sulu boya ressamıdır. Türk resim profesörü ve tarihçi Celal Esat Arseven'in "Ülkenin sayılı suluboya ressamlarından biri" olarak nitelendirdiği Bater'in suluboyalarında İstanbul'dan manzaraların yanı sıra Fransa, İspanya, İtalya ve Mısır'dan manzaralar da yer alır. İlk sergisini 1957 de İstanbul’da açtı. Ayrıca Fransa, İspanya ve İsviçre’de sergiler düzenledi. Sanatçı, 1970’lerde Suluboya Ressamları arasındaki ilk gruplaşma hareketinin öncüsü oldu. Kendisi gibi Suluboya üzerine yoğunlaşan Ressam arkadaşlarıyla “Suluboya Ressamları grubu” nu kurdu. 5 Aralık 1970 de ilk ortak sergilerini Ankara’da açtılar. Sanatçı 1994 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti.
     
  • Harp bitmeden inmeyen tuğ... Gövdesi el oyması ve pirinç kakmalarla işlenmiş masif ağaç üzerine pirinç giydirme, el yapımı üç ay tuğu. Uçlar ve bağlantı noktaları pirinçten. 132 x 69 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: S. Güven koleksiyonu.
    Değerlendirme notu: Türk tarihinde tuğ hükümranlık ve bağımsızlık anlamları taşıyan, bayrak, sancak, alem gibi askerî ve siyasî bir güç ve yetki işaretidir. İslâmiyet’in kabulünden önceki devirlerde sancakla beraber ve aynı makamda kullanılır, bayrakla birlikte ordu ve birliklerin önünde taşınarak yol gösterir. Tuğ kaynaklarda tepesine at kuyruğu bağlanmış, ucuna altın yaldızlı top geçirilmiş, mızrak türünden bir alâmetin adı olarak açıklanır. Kâşgarlı Mahmud’un sözlüğünde tuğ, davul (kös), bayrak aynı anlama gelmekte ve bağımsızlık alâmeti kabul edilmektedir ve bu nedenle de bir hâkimiyet ve tanınma sembolü olarak kullanılmış ve özellikle beyliğin tanınması aşamasında tuğ, davul beraber bir sembol değer ifade etmiştir. Bu uygulama Osmanlı dönemine kadar devam etmiştir. Savaş ilânı, tuğ veya bayrak merasimi ile başlamıştır. Bundan sonra artık savaş hazırlıkları yapılır ve akına çıkılır. Tuğlar savaşlar başladığında kaldırılır ve savaş bitmeden indirilmez. Osmanlı geleneğinde Padişah yedi, sadrazam beş, vezirler üç, beylerbeyi iki, sancak beyleri ise bir tuğ sahibi olurlar. Müzayedeye sunduğumuz tuğ ise geleneklere uygun olarak yeniden üretilmiş, Osmanlı’nın kullandığı Üç Ay Tuğu’nun türevlerinden birisidir. Üç Ay Tuğuna yıldızlar eklenmiş, Türklerin en eski tuğ geleneklerinden biri olan at kuyruğu bağlanarak oluşturulmuş, benzersiz bir parçadır.
     
  • İmzalı, tarihsiz, tuval üzerine yağlıboya. 40 x 30 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: A. Ç. koleksiyonu
    Değerlendirme notu: 1955 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Cemal Tollu Atölyesi'nden mezun olan ve o günden bu güne resim çalışmalarını aralıksız sürdüren Güler Aras, 60’tan fazla kişisel sergi açtı. Resimlerinde gerçeklerden ayrılmamaya çalıştığını ve doğanın tadını, ışık ve renk sentezinde bulduğunu ifade ediyor.
     
  • İmzalı, 1999 tarihli gravür, 31/200. 36 x 25 cm. (49 x 38 cm.)

    Kondisyon: 10/10
    Provenance: A. Ç koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Hayati Misman, 1945 yılında Konya’da doğdu. 1961-1964 yılları arasında Konya Akşehir Öğretmen Okulu’nda öğrenim gördü. 1964-1965 yıllarında Erzincan Tercan’da ilkokul öğretmenliği yaptı. 1965-1968 yılları arasında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim İş Eğitimi Bölümü’nde öğrenim gördü. 1970-1975 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı’ndan aldığı bursla Almanya’ya gönderildi ve Kassel Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde “Graphic Design” alanında ihtisas yaptı. 1975 yılında yurda döndü ve Gazi Eğitim Enstitüsü Resim İş Eğitimi Bölümü’nde göreve başladı. 1984 yılında aynı üniversitede sanatta yeterliliğini, 1987 yılında da doçentliğini aldı. 1987-2001 yılları arasında Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi’nde öğretim üyeliği yaptı. 2001 yılında Hacettepe Üniversitesi’ne geçerek profesör oldu. 2005 yılında emekli olan sanatçı, halen Ankara'da kendi atölyesinde sanat çalışmalarına devam etmektedir. Aralarında 1992 Yunanistan - Türkiye Abdi İpekçi Dostluk ve Barış Ödülü ve Mısır’da düzenlenen 16. Uluslararası Akdeniz Bienali Ödülü de olan, on beş ödül kazandı

     
  • Mukavva üzerine yağlı boya, imzalı, 2007, 99 x 68 cm. (108 x 78 cm.)
    Provenance: M. P. koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Tanju Demirci, 1961 yılında Keşan’da doğdu. 1984’te Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Resim Bölümü’nü bitirdi. Aynı yıl İtalya’da araştırmalar yaptı. 1986 yılında Mirmar Sinan Üniversitesi'nde Devrim Erbil atölyesinde yüksek lisans eğitimini ve 1991 yılında aynı fakültede Sanatta Yeterlilik alarak Doktorasını tamamladı. Katıldığı bir çok yarışmada ödül alan sanatçı, simge ve geometrik şekillerden oluşan biçim repertuarını, soyutçu bir renk ve kompozisyon anlayışı ile dengeleyen çalışmalar yaptı. Çeşitli koleksiyonlarda yapıları bulunan Tanju Demirci Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünde uzun yıllar araştırma görevlisi olarak görev yaptı. Katıldığı karma sergilerin yanı sıra 1989’da Lami Sanat Galerisinde (İstanbul), 1991’de ve 1993’te Galeri Baldemde (İstanbul) üç adet kişisel sergi düzenledi. Sanatçı 2016 yılında vefat etti.
     
  • Soyut figüratif, duralit üzeri yağlıboya, imzalı, 96 x 68 cm. (109 x 80 cm.)
    Provenance: M. P. koleksiyonu
    Değerlendirme notu: 1984 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’nden mezun oldu. Herhangi bir gruba ya da sanat akımına bağlı kalmadan çalışmayı tercih eden ressam, toplumsal dinamizmin etki alanlarını özgün bakış açısıyla ele alır. Boyaya müdahale etmeyen, özgürlükçü yöntemiyle devinimi farklı bir boyuta taşıyan sanatçının gerçekçiliğin reddine yönelmeyen bir sorgulamayı önemsediği anlaşılır. Sanatçı, resimlerinin sanatseverlerle buluşmasını, ‘söz söylemenin zorlaştığı, çığlıkların tutuculuğun arasında kaybolduğu bir yaşamda sıradanlığa düşmeden, ama gücünü içyapısından alan, dışıyla rahatsız ve tedirginliğin verdiği bir direnci paylaşmak’ olarak yorumlar. Bugüne kadar 50'den fazla kişisel sergi açan Ali Kotan, önemli bir bölümü yurtdışında olmak üzere 150’yi aşkın etkinliğe katılmıştır. 1986-1988 arasında 7 ulusal ödüle layık görülen ressam, 2017 Ankara Sanat Kurumu Övgüye Değer Sanatçı, 2018 Ankara Sanat Kurumu Yılın Sanatçısı ödülleri almıştır. Ankara'da yaşamını sürdürmektedir.
     
  • Osmanlı tekke işi sarık maşası. Bronz tutamaklı, demir dövme tekniği ile yapılmış, iç kısmı iki adet demirden yapılmış maşa formunda. Eserin kın kısmı demir dövme tekniği ile yapılmış geometrik dekorludur. Uzunluk, 50 cm
    Kondisyon: 8/10
    Provenance: S. G. koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Benzeri Konya Mevlana Müzesi'nde bulunuyor. Mevlevilikte, pazara alışveriş için çıkan pazarcı derviş maşayı belinde taşır. Bu nedenle "pazarcı maşası" da denilirdi. Maşayı gören esnaf, pazarcıyı sohbete tutup oyalamaz, işini çabucak bitirip geri dönmesini sağlarken, aynı zamanda Dergâha satacağı malzemeyi de daha ucuza verirdi..
     
  • Tuval üzeri akrilik boya, imzalı, 2011 tarihli. 100 x 50 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance:
    Değerlendirme notu Fatih Urunç , iki yıl Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim Bölümü'nde öğrenim gördükten sonra ayrıldı. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü'nden mezun oldu. İskoçya'da kabul edildiği yüksek lisans programını yarıda bırakıp Türkiye'ye döndü. İlk kişisel sergisini Ankara'da 1991 yılında Milli Piyango Sanat Galerisi'nde açtı. 12 yıl Ankara'da kendi atölyesinde resim çalışmalarına devam etti. Yaşamı boyunca 100'den fazla sergi açtı. Urunç 7 Ağustos 2012'de kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Urunç’un resimleri imgeler, motifler, tekrarlanan tiplemeler ve çağrışımsal olduğu düşünülen sözcükleriyle son derece özgün ve yaratıcıdır. Figürleri genellikle deformasyona uğramış ve kompozisyonları ise naif ve sadedir. Bu özellikler, Urunç resimlerini resim sanatı açısından yenilikçi kılmıştır. Gündelik yaşamı ve duyarlılıklarını neredeyse bir çocuk saflığıyla resimlerine aktaran Urunç, her şeyin ötesinde “farklıdır”.
     
  • 23 sıra kum incisi gerdanlık. Çiçek biçimli, ortasında büyük bir inci olan klipsi var.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: S. T.
    Değerlendirme notu: Müzayedeye sunduğumuz gerdanlık çok ince taneli, orjinal tatlı su incisidir.
     
  • Altta kime ait olduğu bilinmeyen bir resim daha var. Tuval üzeri yağlı boya, 2008 tarihli, imzalı. 88 x 48 cm. (103 x 62 cm.)
    Kondisyon: 10/10
    Provenance:
    Değerlendirme notu Fatih Urunç , iki yıl Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim Bölümü'nde öğrenim gördükten sonra ayrıldı. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü'nden mezun oldu. İskoçya'da kabul edildiği yüksek lisans programını yarıda bırakıp Türkiye'ye döndü. ilk kişisel sergisini Ankara'da 1991 yılında Milli Piyango Sanat Galerisi'nde açtı. 12 yıl Ankara'da kendi atölyesinde resim çalışmalarına devam etti. Yaşamı boyunca 100'den fazla sergi açtı. Urunç, 7 Ağustos 2012'de kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Urunç’un resimleri imgeler, motifler, tekrarlanan tiplemeler ve çağrışımsal olduğu düşünülen sözcükleriyle son derece özgün ve yaratıcıdır. Figürleri genellikle deformasyona uğramış ve kompozisyonları ise naif ve sadedir. Bu özellikler, Urunç resimlerini resim sanatı açısından yenilikçi kılmıştır. Gündelik yaşamı ve duyarlılıklarını neredeyse bir çocuk saflığıyla resimlerine aktaran Urunç, her şeyin ötesinde “farklıdır”.
     
  • Kanlıca, imzalı, kağıt, sulu boya, 43 x 33 cm. (çerçeveli, 56 x 46 cm.), 1985.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: M. P koleksiyonu
    Değerlendirme notu: Vahap Demirbaş (1957-2021) lisansını İnönü Üniversitesi’nde tamamladı. Siyah toz boya İle ışık, gölgeye dayalı portre çalışmalarıyla dikkat çekti. Bu ilk çalışmalarından sonra bütünüyle sulu boyaya yöneldi. ABD'de ve Stockholm Etnografya Müzesi’ndeki sergileri Demirbaş’ı, Türkiye’deki diğer sulu boya sanatçılarından ayıran bambaşka bir perspektif kazandırdı. Sulu boya tekniğinde ilk defa rengin ve saydamlığın ön plana çıktığı şiirsel bir naif doku elde etti. Sulu boyanın kontrolsüz yayılma ve renk sorununu tamamen ortadan kaldırdı. Konuları arasında Anadolu kültürü, çocuk oyunları, geleneksel düğünler, eğlenceler, eski evlerin değişmeyen estetik formları öne çıktı. Sanatçı A.B.D. Sulu boya Ressamlar Birliği üyesiydi. 2021 yılında Ankara’da vefat etti. Vahap Demirbaş (1957 - 2021) Malatya doğumludur. İnönü Üniversitesi’nden mezun olan sanatçı, önce siyah toz boya ile ışık, gölgeye dayalı portre çalışmaları yaptı. Bu ilk çalışmalarından sonra bütünü ile suluboyaya yöneldi. Daha sonra A.B.D.'de açılan sergiler ve İsveç enstitüsü tarafından desteklenen Stockholm Etnografya Müzesi sergileri ve yurt dışı sergileri devam etti. Eserlerinde Anadolu kültürünü ve mimarisini ön plana çıkaran sanatçı, suluboyanın akıcı, ışıklı ve saydam yapısını ustaca kavrayarak kendine özgü biçemini yarattı. Böylece düşle gerçek arasında gezinen günlük yaşam resimlerini ustaca kağıda aktarabildi. 2021 yılında Ankara'da yaşama veda etti.
     
  • Tuval üzerine yağlı boya, imzalı, arkasında “Sevgili Eriş ailesine Keçi çerçeveyi yemez, 2001” notu yer almaktadır. 60 x 50 cm. (76 x 66 cm. )
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: G. B. Koleksiyonu (Anatolia Müzayede’den alınmıştır.)
    Değerlendirme noyu Fikret Otyam (1926-2015), Aksaray doğumludur. İlk ve orta öğretimini Aksaray’da okudu. Ortaokulda iken Fransızca öğretmeni olan Emekli Albay Lüleci Haşim Bey  “Lenduha ayaklı, cama çeken fotoğraf makinesini” sanatçıya armağan etmiş sanatçının resim ve fotoğraf tutkusu bu şekilde başladı. Lise öğretimini kesintili olarak Ankara ve Kayseri de öğrenim gördü. Liseden sonra İstanbul’da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Orta Resim Bölümü’nde eğitime başladı. Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde resim öğrenimini ünlü ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun atölyesinde aldı. Bu yıllarda gazeteciliğe de başladı. 1953 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Orta Resim Bölümü’nde mezun oldu. Fikret Otyam’ın gazetecilik hayatı, Son Saat gazetesinde başlayıp, Cumhuriyet gazetesinden emekli olana dek elli sekiz yıl devam etti. Emekli olduktan sonra Antalya’ya yerleşti ve resim yapmaya ağırlık verdi ve kitap çalışmaları ile uğraştı. Fikret Otyam Antalya'da 9 Ağustos 2015'te yaşamını yitirdi. Resimlerinde ağırlıkla Anadolu insanını resmetti. Akademiden, fotoğrafçılıktan, gazetecilikten biriktirdikleri, Anadolu sevgisiyle birleşerek, Otyam’ın resimlerinde yeni görsel imgelere bürünür. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun resim öğretileri, Anadolu-Batı sentezi aktarımları onun resimlerinde benzer bir anlayışla insan duyarlılığı ve kişiliği ile birleşir. Resimlerinde keçiyi ve başı örtülü Anadolu kadınlarını figür olarak sık sık kullanır. Anadolu’yu,  insanlarını, hayvanlarını, bitkilerini ve mahalli unsurları işlemeyi seven bir ressam olarak dikkat çeker. Resimlerinde özellikle gözleri iri ve dikkat çekici olarak betimler. Fikret Otyam’a göre  “ dünyada üç tane güzel göz vardır. Birincisi; doğu Anadolu kadını gözü, ikincisi; eşek sıpası gözü ve üçüncüsü; ceylan gözü.”
     
  • Derici tuval üzerine yağlı boya, imzalı, 2000, 52 x 35 cm. (63 x 50 cm.)
    Kondisyon:10/10
    Provenance: M. P. koleksiyonu
    Değerlendirme notu: 1945 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’nden mezun olan Kayıhan Keskinok, öğrencilik döneminde Refik Epikman, Cevat Dereli ve Malik Aksel’den etkilenmiştir. 1946-1955 yılları arasında çeşitli ortaöğretim kurumlarında resim öğretmeni olarak çalışmıştır. İlk kişisel sergisini 1956 senesinde Ankara’da açmıştır. 1960 yılında İsviçre hükümetinden burs alan ressam, Lozan Güzel Sanatlar Okulu’nda bir yıl öğrenim görmüştür. Yurda döndükten sonra 1963-1968 yılları arasında Gazi Eğitim Enstitüsü’nde resim dersleri vermiş, TRT’nin Artistik Hizmetler Birimi’nde dekoratör ve müdür olarak çalışmıştır. 1973 ve 1976’da Devlet Resim Heykel Sergileri’nde başarı ödülleri alan Keskinok, Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği 50.Yıl Resim Yarışması (1973) ile Atatürk ve Devrimleri Yarışması’nda (1981) da ödüle layık görülmüş, 1998 yılında da devlet sanatçısı unvanını almıştır. Plastik Sanatlar Derneği (1994) ve Çağdaş Sanatlar Vakfı’ndan da (2006) onur ödülleri alan ressamın yapıtları özel koleksiyonlar yanında İzmir ve Ankara Resim Heykel Müzeleri’nde, çeşitli devlet kuruluşlarının koleksiyonunda ve Pociteli Sanatçılar Kolonisi Müzesi’nde (Bosna-Hersek) yer almaktadır. 2015 yılında hayatını kaybetmiştir.
     
  • Dodge otomobilleri için Osmanlıca reklam broşürü. 1927-1929 arası döneme ait. Kemal Halil, Mehmet Rifat ve Şürekası, Türkiye Otomobil, Lastik, Traktör Komandit Şirketi imzalı reklam metni, gazeteci Ahmet Emin Yalman tarafından hazırlanmıştır. 29 x 21,5 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: F. B. koleksiyonu
    Değerlendirme notu Kemal Halil, Mehmet Rifat ve Şürekası, Türkiye Otomobil, Lastik, Traktör Komandit Şirketi, gazeteci Ahmet Emin Yalman’ın fikir babası ve kurucu ortaklarından olduğu bir şirkettir. Şirket 1927 yılında kuruldu. Good Year lastikleri, Dodge Brothers otomobilleri gibi şirketlerin Türkiye temsilciliklerini aldı. Dönemin kaidelerine uygun olarak, Şirketin Ankara işleriyle Malatya Milletvekili Mahmut Nedim Zapçı ve eski yollar Genel Müdürü Yüksek Mühendis Akil Bey ilgilendi. Şirketin kuruluşundan itibaren, telgraf yazışmalarında kısa isim olarak kullandığı TATKO, 1944 yılında şirketin resmi ismi haline geldi ve “TATKO, Otomobil Lastik ve Makina Ticareti A.Ş” olarak şirket ismi değiştirildi. TATKO günümüzde,  hala Yalman ailesi tarafından yönetilen büyük bir holding haline gelmiştir. Şirketin kuruluş hikayesi Doğan Avcıoğlu’nun Türkiye’nin Düzeni kitabında şöyle anlatılır: “Ahmet Emin Yalman, Cumhuriyetin yerleşme günlerindeki aleyhte yazılarından dolayı, öteki bazı gazetecilerle birlikte yargılanmak üzere, Diyarbakır istiklal Mahkemesine sevk edilir. Yolda gazeteciler, Ankara'ya bir daha yazı yazmayacaklarını belirten bir pişmanlık telgrafı çekerler. Başbakan İsmet Paşa'dan kurtulmaları dileğini belirten nazik cevap alırlar. Yalman'ın gazetecilik hayatı böylece son bulur. Bir süre sonra Yalman, İsmet Paşadan hiç değilse yabancı gazetelere yazmak için izin ister. Fakat gönderdiği mektup cevapsız kalır. Yalman işsizdir. İmdadına Mondros mütarekesinden beri Türkiye'de görev yapan ABD Büyükelçiliği Ticaret Ataşesi, Julian E. Gillespie yetişir. Gillespie, istanbul Kulübünde, Yalman'a şu öneriyi yapar : “Sen ne zamana kadar böyle boş gezecek ve üzüntüden kendini yiyeceksin? Bir iş tutman lazım... Hem geçim imkânı sağlamak, hem de memleketine faydalı olmak için en İyi çare bir ticaret şirketi kurmandır. Ben bu şirkete birkaç mühim Amerikan şirketinin vekilliğini sağlayabilirim.' Mesela Good-Year Lastik Şirketinin bir temsilcisi bu sırada İstanbul’dadır. Türkiye'de bir umumi vekil aramaya gelmiştir. Bu vekilliği, sizin yeni şirketinize vermesi pek mümkündür. Bunun arkasından da seri halinde diğer değerli vekâletler gelebilir.” Hikayenin gerisi ise Ahmet Emin Yalman’ın anılarında anlatılır: “Vatan gazetesini idare etmekte çok dirayet gösteren kardeşim Rıfat, tasfiyeden sonra kendi hesabına bir ihracat işi kurmuştu. Teklifi ona açtım, cazip buldu. Dostlarımızdan Necmettin molla beyin bacanağı olan Kemal Halil beye işi açtık. Kendisi askerlik hayatında akıncı roller oynamış, Selanik’te ittihat ve terakki hareketlerine de çok yakından karışmıştı. Karşımıza çıkan fırsatı kendisine söyler söylemez, derhal değerini kavradı, dört elle buna sarıldı. Prensip kararı bir an içinde alındı. İlk adım olarak 50 bin liralık sermaye bir araya geldi. Ertesi gün Goodyear temsilcisi ile müzakereye giriştik ve anlaşmaya vardık. Bunu Dodge Brothers otomobilleri. Caterpillar traktörleri, Sullivan kompresörleri, Harnischfeger ekskavatörleri takip etti. Şirket, «Otomobil, Lastik ve Traktör Komandit Şirketi» adı altında kısa zamanda resmen kuruldu. Derhal yurt ölçüsünde acente teşkilatı meydana getirildi. Bu maksatla kısmen ben, kısmen kardeşim Rıfat yurdu karış karış dolaştık ve acenteleri yerinde seçtik. Josef adında çok becerikli bir ustanın idaresi altında bir garaj ve tamirhane kurduk. Bir taraftan da ben gazetecilik tecrübemi, gazeteler için otomobil, lastik ve traktör ilanları hazırlamak için kullanmaya giriştim. Good-Year ve Dodge, kalite bakımından da çok çabuk tutundu. Acentelere ve müşterilere krediyle mal satmak lazım geldiği için gittikçe artan satışlar, sermaye ve kredi imkânlarımızı aştı. Gillespie, hiç bir nevi menfaati olmadan, sırf kendi vazifesini görmek ve bize karşı dostluğunu belirtmek için tıpkı ortağımızmış gibi çalışıyor, her derdimize çare buluyordu. Taksitli otomobil ve kamyon satışları için kredi sağlayan Kensley-Melbourn adlı bir müesseseyle bizi temasa geçirdi ve Good-Year'ın da kredi hudutlarımızı genişletmesi için başarıyla araya girdi. Bu sayede kısa zamanda Amerika'dan en çok mal getiren Türk müessesesi haline geldik. Gillespie bir taraftan bize dostluk göstermekle beraber, Amerika'nın Türkiye'ye olan ihracatında yeni rekorlar kırmak i imkânını da bulmuş oldu, böylece kendi vazifesinde de başarılar elde etti.” Ahmet Emin Yalman (1888-1972) Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarından başlayarak uzun bir süre gazetecilik yapan, yaptığı haberler yüzünden defalarca tutuklanan, sürgüne gönderilen, Türkiye basın tarihinin önemli isimlerinden birisidir. 1952'de Malatya hadisesi olarak anılan suikastta ağır yaralanmıştır. Saldırının faili, 2000'li yıllarda adı küçük yaşta çocuğa cinsel istismar davası ile gündeme gelen Hüseyin Üzmez'dir.
     
  • İş Bankası'nın 1967 yılında.düzenlediğ piyangonun duyuru kartı. Ön yüzünde "İş Bankası takdim eder" yazısı ve  bir bankacının bir müşteriye üzerine paralar giydirilmiş güzel bir kadın takdim edişini gösteren karikatür bulunuyor. Altta "1967 yılında 15 Milyon" ibaresi yer alıyor. Kartın arka yüzünde ikramiyelere yer veriliyor ve piyangoya katılma şartı yer alıyor: "15 Milyon liralık ikramiyelerin ikinci çekilişi için tasarruflarınızı 6 Ekim akşamına kadar İş Bankasına yatırınız." Piyangonun sloganı, "Türkiye İş Bankası paranızın... istikbalinizin emniyetidir" ifadesiyle belirleniyor. 14,5 x 9,5 cm.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: F.B koleksiyonu
     
  • Cloisonné tekniği kullanılarak yapılmış emay (mine) iskambil kağıdı kutusu. Pirinçten mamul. Karo kızı formlu. İçi turkuaz rengi mine kaplamadır. 10.5 x 6.7 x 4.3 cm. 270 gr.
    Kondisyon: 10/10
    Provenance: S. P koleksiyonu
    Değerlendirme notu Cloisonné, metal yahut porselen yüzeylere uygulanabilen bir çeşit el sanatsal emay (minecilik) tekniğidir. Fransızca “hücre” anlamına gelen Cloisonné uygulanırken ince teller kullanılır. Bu teller, altın, gümüş ya da bakırdan olup istenilen biçim yani konturlar verildikten sonra, oluşturdukları kapalı alanlar renkli cam maddesi (mine) ile doldurularak fırınlanır. Renkli kısımların birbirinden madeni şeritlerle ayrılması, Cloisonné tekniğinin en karakteristik özelliğidir.